Osmancık Pırlanta Pirinç Kültür ve Sanat Festivali’nin açılış programı geçtiğimiz Perşembe günü yapıldı.programla başladı.
Saat 15.30 sularında kaymakamlık önünde toplanan festival korteji Çorum belediyesi mehter takımı eşliğinde yürüyüşe geçti.
Öğrenci, öğretmen, amir, memur hemen hepsi oradaydı. Belediye önünde mehter konseri ile başlayan program protokol konuşmaları ile devam etti.
Osmancık halkı ile ilk protokol buluşmasını festival açılışında gerçekleştiren kaymakam İbrahim Küçük Osmancıklılar’a kısa ve net mesajlar verdi.
Konuşmasını Osmancık pirinci üzenine kuran kaymakam Osmancık’ta pirincin markalaşmış olduğunu, ancak marka kalmanın güç ve meşakkatli olacağına işaret etti.
Osmancıklılar’ın pirinçte marka kalmak için mutlaka yeniliklere imza atmasını ve tanıtıma ağırlık vermesini istedi.
Kaymakamın Osmancık pirinci ile ilgilenmesini Osmancık’ı iyi okuyan ve sorunları konusunda beyin jimnastiği yapmış olan başarılı bir bürokrat olarak yorumladım.
Protokolün kolkola halkı selamladığı kortejde yeni yüzler dikkatimi çekti. Bu durumu ilçede protokolün kaynaşması olarak notlarım arasına aldım.
Festival açılışına mehter takımı ile renk katan Çorum belediyesini de alkışlıyorum.
3- 9 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen programda müzik programları iptal edildi.
Sayın başbakan Erdoğan’ın muhterem validelerinin ebediyete intikal etmesi nedeni ile programda yapılan iptalleri anlamlı buldum.
Cumartesi günü gerçekleşen güreş müsabakalarına Kırkpınar’ın tanınmış başpehlivanlarının sahne alması Osmancık güreşleri açısından çok önemliydi.
Karadeniz’in Kırkpınar’ı olmaya aday olan Osmancık er meydanında Recep Kara başta olmak üzere Kenan Şimşek gibi isimlerin güreş yapması beni oldukça heyecanlandırdı.
* * * *
Program dahilinde ilçenin tanıtımına katkıda bulunanlar için bir plaket töreni yapıldı.
Kaymakam İbrahim Küçük, Ak Parti ilçe başkanı Av. Oğuzhan Kaya, iş adamları, eski belediye başkanları ve Çorum’un gururu milli güreşçi Hayri Polat’a plaket takdim edildi.
Plaket alanlar içerisindeydim. İlçenin tanıtımına katkıda bulunduğum ve kültürel etkinlikler ifade edildi. Belediye başkanlığına bu ince davranışından dolayı teşekkür ederim.
Ak saçlı bir takım basın çalışanları plaket için seçilenler konusunda belediye kültür müdürü ile polemiğe girmişler. Burada hedef olan konunun da tarafıma plaket sunulmasıymış. Kültür ve sosyal işler müdürü Mustafa Işık adına bu duruma çok üzüldüm.
Söz konusu plaketin; gazetecilikle ilgili değil, kültür adamı sıfatım ve Osmancık’a gelen guruplara gönüllü mihmandarlık görevi vesilesi ile verildiğini biliyorum.
Bu bir gönül işidir ve bu bir sevdadır. Mihmandarlık isteğinde bulunan bürokrat, amir ya da işadamlarının da bu sevdanın farkında olduğunu düşünüyorum.
Bu bilgiler neticesinde basın sektöründe profesyonel olarak faaliyet gösteren, görsel ya da yazınsal habercilik yapanlardan bir kısmı neden tepki verdi anlamış değilim. Çünkü ben öncelikle bir öğretmenim. Gazeteciliğim ise ifade ettiğim üzere fahri yazarlıktan ibarettir.
İşini bilen akıllı adam gazetecilik ile turist gezdirmeyi ayırt eder. Ama burada amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek ise bu konu da her hangi bir fikir ileri süremem. Çünkü bu durum bir kıskançlık belirtisi psikologların alanına girer.
Ayrıca belge ve plaketler istenerek alınmaz. Plaketin sözlük anlamı ise şükran duymaktır. Eğer bir yerde şükran duymaya ihtiyaç hissedilirse orada plaket sunulur.
Kimin nerede ne zaman plaket aldığının hesabını da tutmam. Saygı duyar alkışlarım.
Belediyenin kültür ve sosyal işler müdürüne bana daha önce vermiş olduğunuz plaketi iade ederim diyecek kadar posta koyma cüretinde olanların yukarıda sıraladığım gerekçeleri ve sınıflandırmayı bir kez daha tahlil etmelerinde fayda olduğunu düşünmekteyim.
Yaklaşık on beş yıldan bu yana köşe yazarı olarak omuz verdiğim basın dünyasındaki emekçilerin hallerinden de anlayan bir birey olduğumu düşünüyorum.
Malumdur gönül okşanmak ister. İlçede basın çalışanlarından kimlerin ödüllendirileceğini tespit etmek ve ödüllendirmek ise belediyenin konusudur.
İade edilmek istenen bir ödülden bahsedildiğine göre bu konuda belediyenin de üzerine düşen görevi yaptığı sonucu ortaya çıkar.
İade etme arzusu ise kişisel bir sorun olup, sözü edilmişse yerine getirilmesi gerekir. Büyük söz söyledi mi yerine getirilmelidir ya da söylememek gerekir diye düşünüyorum.
* * * *
Güreş ağalığı seçiminde güreşsever iş adamlarının çekimser kalması neticesinde ağalık on beş bin lira ile tekrar İlyas Karakaş’ta kaldı.
Cumartesi günü cenaze merasimine katılan milletvekili Dr. Cahit Bağcı Pazar günü Osmancıklıları yalnız bırakmadı.
Rektör Profesör Reha Metin Alkan, iş adamı Ömer Derindere ‘in de programda yerini alması günün en anlamlı fotoğraf karesi olarak anılardaki yerini aldı.
Güreş ve at yarışları nedeni ile Edirne’den Karsa kadar yüzlerce yerli turist bu festivalde Osmancık’a konuk oldu.
Son iki günde simitçi,kahveci, köfteci ve gazozcu bir anlamda ekonomiye can verdi.
Gelinen noktada Osmancık yöresinin festival kültürünün ilçede giderek yerleştiğini, özümsediğini notlarım arasına aldım.
Bu manada zaman zaman küçük polemikler yaşansa da Osmancık Pırlanta Pirinç Festivali giderek bir sevdanın adı olarak belleklerde yer etmeye başladı.
* * * *
FİNCANCI KATIRLARI
Nasreddin hoca, bir gün mezarlığa dolaşmaya gitmişti. Orada gezerken mezara benzer bir çukur görüp içine ölü gibi yattı.Hoca kendi kendine:
-Bakalım sorgu melekleri gelecekler mi? diye düşünmüştü.
Vakit hayli geçti, gece oldu, hoca hâlâ yatıyordu. Derken bir fincancı kervanı kabristanın yanındaki yoldan geçmeye başladı. Hoca, şakır şukur giden bu şey de neymiş diye başını çukurdan çıkarıp bakınca katırlar aniden karşılarında bir şeyin belirmesi ile ürktüler ve kaçışmaya başladılar. Katarlardaki bütün fincanlar kırılmış, hayvanlar biribirlerine girmişti.
Kervanın sahipleri hocayı yakaladılar ve;
Kimsin, in misin cin misin? bu saatte ne işin var senin burada? diyerek sıkıştırmaya başladılar.
Hoca:
-Ben ölüyüm, aman etmeyin eylemeyin, dediyse de dinlemediler ve hocaya güzel bir dayak attılar.
Başı, gözü kan içinde kalan hoca eve gece geç vakit geldi. Karısı kapıyı açtığında şaşırmıştı:
-Hoca bu hâl ne? diye sordu.
Hoca:
-Öldüm, mezardan geliyorum. Başıma bu hâl ondan geldi, dedi.
Hocanın hanımı, saf saf:
Hocam öbür dünyada ne var? ne yok? diye sorunca hoca şu cevabı verdi:
Fincancı katırlarını ürkütmezsen hiç bir şey yok.