Eskişehir’de Miralay Arif Finci’nin izine Rastladım

Abone Ol
        Cumartesi günü (22 Ocak) Eskişehir'de konferansım vardı. Gitmişken 1924 Eskişehir mebusu Miralay Tabip Mehmet Arif Finci'yi hatırlayan var mı, sorarım diye aklımdan geçirdim. Aslen Rizeli olduğu hiçbir yerde yazmaz. İpsiz Recep’in tayfası onun komutasında savaştılar. 
        Tesadüf bu ya, kızı ve hanımı beni dinlemeye gelen bir emekli karacı subay, çıkışta bizi Eskişehir eski evlerinden birine çay içmeye götürdü, o tarihi dekor içinde sordum, "1924 Eskişehir mebusunu bilen var mıdır? Burada sıhhiye birliğini örgütlemiş, Afyon cephesinden yaralıları buraya taşımak için demiryolu rayları döşetmiş, Eskişehir halkından gönüllüler toplamış onlara yaralılara sıhhi yardım eğitimi vermiş, köylerden evlerden ihtiyaç malzemeleri toplatmış. Sakarya Savaşında Mustafa Kemal'in yardımcısı olan Genelkurmay 2. Başkanı Miralay Mehmet Arif Finci'yi hatırlayan var mı?" diye sordum.
        "Biliyorum" dedi emekli subay (adı bende). 1982 yılında Kara Harp Okulunda öğrenciyken derste hocaları anlatırmış. "Yunanlılar ondan çok korktukları için komploya gitti derdi hocalarımız. Bugünkü Ergenekon tutuklu subayları gibi. Siyasi Tarih adlı ders kitabımızda onu anlatan bir bölüm vardı. Bir başka dersimizde askeri stratejilere örnek anlatılırdı, Sakarya savaşının cephe komutanıydı. Savaş hazırlıkları sırasında düşman bizi büyük bir taarruza hazırlanıyorlar zannetsin, korksun, paniklesin diye; ağaç dallarını atların arkasına bağlamış tepenin etrafında koşturup durmuş, toz duman sarmış tepeleri, büyük bir yığınak yaptığımızı zannetmiş Yunanlılar. Muharebeye psikolojik hazırlık nedir, hocalarımız bunu örnek anlatırlardı."
22 gün 22 gece sürmüş savaş, Anadolu'nun makus talihini orada yenmişiz. Yunan ordularının, yani İngiliz planlarının bozulduğu yer burasıydı, düşmanlarımız onun için onu hiç affetmediler.
        Sözünü ettiği kitabı evinde bir yerlerde bir ihtimal bulabileceğini söyledi, çok sevindim.
        Hani İzmir'de mezarının başında Mustafa Kemal;"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" konuşmasını yapmıştı, işte onun gömülme töreniydi.
        Zaten soru takılmıştı kafama, kendine suikast yapmaktan idam edilen bir insanın cenazesine niçin gitsin, mezarı başında bu konuşmayı neden yapsın? Apar topar mahkeme karar vermiş, mecliste onaylanması beklenmeden sabaha idamlar yapılmıştı.
        Sordum ki, Siyasi Tarih ders kitabında adı tam olarak FİNCİ soyadıyla geçiyor mu? "Evet, ders kitabımızda Miralay unvanıyla ve soyadıyla vardı, lakabıyla değil" dedi. “Yunanlıların içine kadar kendini ayı oynatıcı köylü rolüyle, kendi eğittiği ayı yavrusuyla sızdığı için, Ayıcı Arif lakabı takıldı ona, kitaplara da böyle girdi. Yunanlılar ondan çok korktular" dedi.
        Bu sohbetimize tanık olan tarihi evin sahibesi hanım, çok pahalı baskısı olan değerli bir Eskişehir albümü getirip hediye etti bana. 1922'de çekilmiş Yunan ordusunun çekilirken yakıp yıktığı mahallelerin minareden çekilmiş fotoğrafını o albümde gördüm. İşte yenik Yunan ordusu Eskişehir'den böyle çekildi... Eskişehir halkının yaralarını ve yaralılarını kurtarmaya gelen dedemiz Tabip Mehmet Arif Finci'yi, 1924'de Eskişehir, milletvekili olarak meclise gönderdi.
 
Sevgili Hakan, daha önceki araştırmalarına bunu da eklersin.
Bu olayın İngilizlerin çıkarttığı Şeyh Sait isyanıyla arka arkaya gelmesi tesadüf olmasa gerek, Cumhuriyetimizin kurucuları tuzaklar içindeydi.
 
EK:
18 Haziran 1926'da İzmir'de idam edilenlerin listesi: 
Mehmet Arif Finci (Eskişehir milletvekili)
Laz ismail,
Gürcü Yusuf, 
İsmail Canbulat (İstanbul milletvekili),
Çopur Hilmi, 
Sarı Efe Edip,
Ziya Hurşit (Lazistan milletvekili),
Abdülkadir Bey (eski Ankara milletvekili),
Kara Kemal ( Gıda bakanı),
Abidin Bey (Saruhan milletvekili),
Halis Turgut Bey (Sivas milletvekili),
Rüştü Paşa (Erzurum milletvekili),
Hafız Mehmet Engin (Trabzon milletvekili),
Rasim Bey (emekli albay),
Cavit Bey (maliye bakanı),
Hilmi Bey (Ardahan milletvekili),
Nail bey (ittihat ve Terakki Fırkası sorumlu sekreteri),
Doktor Nâzım Bey (ittihat ve Terakki fırkası mensubu).
Şükrü Bey (İzmir milletvekili). 
 
        Onlar İngiliz gizli servislerinin parmağıyla siyasi komploya kurban gittiler. Işıklar içinde uyusunlar.
        Konferansım sırasında dinleyicilerden biri, enteresan bir şey anlattı. Babası Sivas Açık Cezaevinde 12 yıl hapis yatmış bir gençti. Babası cezaevine dönüştürülen o yerin, Sivas Kongresinin yapılmasını sağlayan, güvenliğini gönüllü üstlenen Dersimli DİYAP AĞA ve beraberindekilerin (15 oğluyla gelmişti) kaldığı yer olduğunu anlatırmış.
        Bu anlatılanlar, Kurtuluş Savaşı hatıralarımızı nasıl sildiğimizin örneğidir.
        Tarih tekerrürdür derler, neden tekerrür ettiğini anlatmazlar. İşte böyle, tarihin gerçeklerini hep sakladıkları için, ders alan olmadığı için tarih tekrar eder.
Uğur Mumcu’nun anısına…
Kurtuluşu göremeden böyle öldürülmek de var.
{ "vars": { "account": "UA-115444419-2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }