Toplumun menfaatleri yerine bireysel menfaatlerin daha çok ön plana çıktığı; insanların menfaatleri olmadan birbirlerine selam dahi vermediği bir dönemden geçiyoruz.
Böyle bir dönemde ilişkilerini bireysellik temeline oturtanların toplumun entelektüellerini anlamaları çok güç ve hatta imkansızdır. Zaten bu boş kafalara yaptıklarınızı anlatmanızın hiçbir faydası da yoktur.
Çünkü onlar yaptıkları her işte bir menfaat peşinde koştuklarından başkalarının da kendileri ile aynı merkezde olduklarını düşünürler.
Topluma kültürel üretim için sivil örgütlenmelerde rol aldığınızda bile onlar bu kültürel etkinlikleriniz altında hep Çapanoğlu ararlar. Çünkü kendilerinin her hareketinde Çapanoğlu olduğu için sizin de Çapanoğlu ile dost olduğunuz üzerine kurgular yaparlar.
Neden yazıyor, kendi işini yapsın, mutlaka bir hesabı vardır. Boşuna yazmaz, kesinlikle geleceğe yatırım yapıyor gibi derin yorum ve yaklaşımlarda bulunarak aslında kendi içerisinde bulundukları ruh halini rapor ederler.
Geleceği düşünmek ve topluma bir baş olarak hizmet etmek aslında güzel bir arzudur. Bilakis düşüncelerinizin daha da anlam bulması için baş olmanız gerekebilir. Tabii ki baş olma arzusunun neye göre oluştuğunu bilmek ve öncelikle niyet okumak gerekir.
Ancak onlar; baş olmayı hep menfaat çerçevesinde değerlendirdikleri için niyetleri baştan bellidir. Sonuçta güdük fikirlerini çevresindekilere empoze etmeye çalışır ve sürekli insanların kafasını karıştırmayı marifet bilirler.
Aslında içi boş olan ve fırsat buldukça bürokrasinin fotoğraf karelerinde yer alarak sözde içi dolu bir adammış görüntüsü verenlere en güzel cevap asırlar ötesinden gelmektedir.
“İlim meclislerinde aradım, kıldım talep,
İlim geride kaldı, illa edeb, illa edeb.”
Tıpkı Yunus Emre’nin dizelerinde de hayat bulduğu üzere kafasının içerisinde kültürel hiçbir malzemesi olmayanlar için en geçer akçedir ilmi geride bırakıp hakkınızda hep aynı şeyleri gevelemek. Dolayısı ile sosyal konumunuza saldırmak ve kafa karıştırmak.
Tek amaçları sizinle ilgili olumsuz bir gündem oluşturabilmektir. Sonuçta ellerinden başka bir şey gelmediği için başarılı olduklarını da düşünürler.
Tıpkı sevgili Tarkan’ın şarkı sözlerinde olduğu gibi; kendi menfaatleri uğruna meseleleri dilli düdük yapanlar “Ateşe bile bile körükle gidiyor. Bana göre hava hoş, kendi bilir. Boşa çabalar? Bu gönüllerde hükmü geçmiyor.”
Kafasının kıymetini bilenler daha fazla ütülenmesine de fırsat vermezler. Emeğe saygı duyanlar ve yürekli davranabilenler bir kaç usturuplu cümle ile lütfen yeter artık başka konuya geçelim ve güzel şeyler konuşalım, yürekli adam başkasının ardından konuşmaz. Diyerek gerekli cevabı verir.
Hiç bir kurumla ve hiç kimseyle hesabım olmaz. Üstelik ne geçmişle ve ne de gelecekle ilgili hesap yapma niyetinde de değilim. Her hangi bir kuruma, her hangi bir müesseseye baş olmak gibi bir planlamam da yoktur. Bu güne kadar da olmamıştır.
Ancak; halis niyetle şahsımı baş olmaya yakıştıranlar penceresinden olayı değerlendirdiğimizde bu güzel insanlar adına başı olan bütün kurumlardan da özür dilerim.
Baş olma üzerine senaryo yazanlar ve geçmişte baş olma sevdası ile yanıp tutuşup hüsrana uğrayanlar; sakın üzülmeyin, Faraza ki baş olsam bile gönlünüz ferah olsun.
Adresi belli olan ve 10 yıldan bu yana aynı senaryoları ağzında geveleyenler unutmasın ki bu kalem dün olduğu gibi yarında bu milletin hizmetinde olacaktır.
Eğer illa ki ağızda gevelenecek bir şeyler aranıyorsa lütfen önce aynaya bakınız. Çünkü, Karacaoğlan’ın dediği gibi cehennem de ateş yoktur. Cehenneme gidenler ateşi bu dünyadan giderken yanında götürürler.
Demokrasinin gelişmiş olduğu toplumlarda her zaman alternatif fikir ve düşünceler vardır. Ancak kafası küçük olanlar bu alternatif fikirleri okuyamaz, muhakeme edemez ve analizde bulunamaz.
Aslında çok söze gerek yok. Bugüne kadar çalışmış olduğum ortamlarda sevilen, sayılan, herhangi bir gerginlik ve huzursuzluğa meydan vermeden, devleti bilen ve sonuç alınan, amirlerine güven veren, oturduğu koltuklara şeref katan, devletin kutsiyetine inanan, dialoğa açık, formal iletişimi önemseyen, iyiyi ve güzeli seven, ön yargısız bir birey ve nefer bir görev ve sonuç adamı olarak görev yaptım. Bu bağlamda bu güne kadar hep marka işler üretip, marka sonuçlar alarak 27 yıllık meslek hayatımda ödül rekorları kırdım.
Sizin kem gözlerinize inat yazmak için önümde daha çok uzun yıllar var. Sizlere tavsiyem önce kendi işinizi düzgün yapın. Sonra yazanı rahat bırakın da güzel şeyler yazalım.
Netice de dün olduğu gibi bu gün de ve yarında düşüneceğim ve yazacağım.
Evet; 20 yıllık bir kalem sahibi olarak göç edemeyen topal leyleklerin ulaşım sorununu yazacak değilim. Elli iki yıldır bu coğrafyada yaşayan bir insan olarak haliyle bu coğrafyanın sorunlarını yazacak ve bu milletin duygularına tercüman olacağım.
Şu bir gerçektir ki görevi okuyup, yazmak olanlar eline kalem almazsa meydan eline kalem yakışmayanlara kalacaktır.
Evet; Çok doğru bir söz. “Herkes Kendi İşini Yapsın.” Emredersiniz.
Aynen öyle;.Bir öğretmen, bir aydın ve bir entelektüel olarak bende olması gerekeni yapıyorum. Okey oynamıyorum. Dedikodu yapmıyorum.Araştırıyor,düşünüyor ve yazıyorum.
Hülasası; 20 yıldan bu yana olduğu gibi yarında araştıracak, düşünecek ve yazacağım.