Siyaset

Devlet Bahçeli'den NATO mesajı: Türkiye yeni dönemin kurucu aktörlerinden biridir

MHP lideri Devlet Bahçeli, Ankara'da yapılan zirvenin ardından NATO'nun yeni bir devrin şafağında olduğunu belirterek Türkiye'nin kurucu rolünü vurguladı.

Abone Ol

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında NATO’nun geleceği, Türkiye’nin ittifak içindeki konumu, ABD-İran gerilimi ve Avrupa Birliği ile ilişkiler hakkında değerlendirmelerde bulundu. Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin sıradan bir diplomasi faaliyeti olarak görülemeyeceğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin yeni uluslararası düzenin kurucu aktörlerinden biri olduğunu söyledi.

NATO’nun yeni bir güvenlik ve güç dengesi dönemine girdiğini savunan Bahçeli, ittifak içindeki çelişkilerin giderilmesi ve üye ülkelere yönelik örtülü ambargoların kaldırılması gerektiğini ifade etti. Hürmüz Boğazı’nda yükselen ABD-İran geriliminin bölgesel bir felakete dönüşmeden durdurulması çağrısında bulunan Bahçeli, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standartlardan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Ankara, 7-8 Temmuz’da 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı.

Ankara Zirvesi’nin sıradan bir toplantı olmadığını söyledi

Bahçeli, Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin yalnızca devlet ve hükümet başkanlarının bir araya geldiği rutin bir diplomatik toplantı olarak değerlendirilmesinin yanlış olacağını belirtti. Zirvenin, küresel güvenlik sisteminin ve NATO’nun gelecekteki yönünün belirlenmesi bakımından tarihi bir anlam taşıdığını savundu.

Türkiye’nin coğrafi konumu, askerî kapasitesi, diplomatik birikimi ve bölgesel etkisi nedeniyle ittifakın geleceğinde belirleyici ülkelerden biri olduğunu dile getiren Bahçeli, Ankara Zirvesi’nin bu rolü yeniden görünür hâle getirdiğini söyledi. Türkiye’nin NATO’nun geçmişini, bugününü ve geleceğini bir araya getirebilecek önemli bir konumda bulunduğunu ifade etti.

Bahçeli, zirve öncesindeki grup konuşmasında da Türkiye’nin ittifakın yarınlarının yeniden şekillendirilmesinde başat bir rol üstleneceğini savunmuştu. TBMM kayıtlarında da Ankara Zirvesi’nin NATO’nun geleceği ve Avrupa güvenliği bakımından yeni perspektiflerin tartışılacağı bir toplantı olduğu belirtilmişti.

Türkiye’nin kurucu aktör olduğunu vurguladı

Küresel sistemin siyasi, askerî ve ekonomik açıdan yeniden şekillendiğini söyleyen Bahçeli, Türkiye’nin bu dönüşümün dışında kalan veya gelişmeleri yalnızca izleyen bir ülke olmadığını belirtti. Türkiye’nin yeni dönemin temel tartışmalarının merkezinde bulunduğunu kaydetti.

Bahçeli, “Türkiye yeni dönemin kurucu aktörlerinden biridir” ifadesiyle ülkenin bölgesel ve küresel gelişmelerde daha etkin bir görev üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin diplomatik girişimleri, savunma kapasitesi ve stratejik konumuyla yeni uluslararası mimarinin oluşumuna katkı sunduğunu savundu.

Türkiye’nin ittifaklar içinde edilgen bir ülke olarak görülemeyeceğini belirten Bahçeli, NATO başta olmak üzere uluslararası kurumların Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ve ulusal çıkarlarını dikkate almak zorunda olduğunu söyledi.

NATO’nun yeni bir devrin şafağında olduğunu söyledi

Bahçeli, küresel güvenlik tehditlerinin değiştiğini ve NATO’nun bu yeni döneme uygun biçimde kendisini yeniden konumlandırması gerektiğini ifade etti. “NATO yeni bir devrin şafağındadır” diyen Bahçeli, ittifakın yeni güvenlik çağının gereklerini doğru okuyup okumadığının sorgulanması gerektiğini belirtti.

NATO’nun yalnızca askerî harcamalar veya savunma planları üzerinden şekillenen bir yapı olmaması gerektiğini söyleyen Bahçeli, müttefiklik hukukunun bütün üyeler açısından eşit şekilde uygulanmasını istedi. İttifakın güvenilirliğinin, üye ülkelerin birbirlerine karşı samimi ve tutarlı davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Bahçeli, NATO’nun değişen tehditleri dikkate alarak siyasi ve askerî kapasitesini güncellemesi gerektiğini savundu. İttifakın geleceğinin, üyeler arasındaki güven krizlerinin giderilmesi ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesiyle mümkün olacağını belirtti.

Müttefikler arasındaki ambargoları gündeme getirdi

NATO bünyesinde müttefik ülkeler arasında savunma sanayisi ve stratejik ürünler konusunda uygulanan açık veya örtülü kısıtlamaları eleştiren Bahçeli, bu durumun ittifak hukukuyla bağdaşmadığını söyledi. Birbirini müttefik olarak kabul eden ülkelerin karşılıklı ambargo ve siyasi blokaj uygulamasının ciddi bir çelişki yarattığını belirtti.

Bahçeli, NATO’nun yeni dönemde güvenilir bir güvenlik örgütü olabilmesi için üyeler arasındaki ayrımcı uygulamaları ortadan kaldırması gerektiğini ifade etti. “NATO’da müttefiklere ambargo ortadan kalkacak mı?” sorusunu yönelten Bahçeli, ittifakın bu konuda açık bir tutum ortaya koymasını istedi.

Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarının siyasi gerekçelerle engellenmesini kabul edilemez bulduğunu belirten Bahçeli, müttefiklik ilişkisinin yalnızca kriz dönemlerinde hatırlanan bir kavram olmaması gerektiğini söyledi.

İttifak hukukundaki çelişkilerin giderilmesini istedi

Bahçeli, NATO üyelerinin bir yandan ortak savunma ilkelerini savunurken diğer yandan birbirlerinin güvenliğini ilgilendiren konularda farklı tutumlar sergilemesini eleştirdi. İttifak hukukunu yaralayan çelişkilerin yeni dönemde mutlaka ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin terörle mücadele, sınır güvenliği ve bölgesel istikrarsızlıklar konusunda uzun yıllardır ağır bir yük üstlendiğini belirten Bahçeli, müttefik ülkelerin Türkiye’nin güvenlik kaygılarına karşı daha duyarlı olması gerektiğini ifade etti.

Bahçeli’ye göre NATO’nun gelecekteki başarısı, üyeler arasında hiyerarşi kurulmamasına ve her ülkenin güvenlik talebinin eşit değerde görülmesine bağlı olacak. Türkiye’ye yönelik çifte standartların devam etmesi hâlinde ittifakın birlik ve dayanışma iddiasının zarar göreceğini savundu.

ABD-İran mutabakatının tamamlanmasını istedi

Bahçeli, Hürmüz Boğazı çevresinde artan ABD-İran gerilimine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. İki hafta önce ABD ile İran arasında sağlandığı açıklanan mutabakattan duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini hatırlatan Bahçeli, verilen sözlerin tamamlanması gerektiğini söyledi.

Tarafların diplomatik görüşmeleri sonuçlandırması ve sahadaki gerilimi düşürmesi gerektiğini belirten Bahçeli, yarım kalan mutabakatların güven sorununu daha da büyüteceğini ifade etti. Devletler arasında verilen sözlerin kişilere veya dönemsel siyasi tercihlere bağlı olarak değişmemesi gerektiğini savundu.

Bahçeli, bölgede kalıcı barış ve güvenliğin sağlanabilmesi için diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini belirtti. Askerî seçeneklerin devreye girmesinin yalnızca İran’ı değil, bütün bölge ülkelerini etkileyecek sonuçlar doğuracağını söyledi.

İran’a yönelik saldırıların barışa güveni sarstığını belirtti

İran’ın bombalanmasının daha önce oluşan barış ve mutabakat beklentisini zayıflattığını söyleyen Bahçeli, İran tarafının saldırıya uğradığını ve vatandaşlarının hayatını kaybettiğini ifade etti. Bu gerçeklerin uluslararası kamuoyu tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.

Bahçeli, çatışmanın yalnızca tarafların karşılıklı açıklamaları üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmayacağını kaydetti. Sahada yaşanan can kayıpları ve saldırıların diplomatik sürecin güvenilirliğine zarar verdiğini söyledi.

İran’a yönelik saldırıların devam etmesinin Hürmüz Boğazı başta olmak üzere Körfez bölgesindeki güvenlik risklerini artıracağını belirten Bahçeli, sorunun askerî yöntemlerle çözülmesinin mümkün olmadığını savundu.

ABD Başkanı’nın açıklamasını sorunlu buldu

Bahçeli, ABD Başkanı’nın “Mutabakat benim için bitti” şeklindeki açıklamasını eleştirdi. Uluslararası bir mutabakatın yalnızca bir kişinin iradesine bağlı olamayacağını belirterek devletler tarafından verilen taahhütlerin kurumsal niteliğe sahip olduğunu söyledi.

“Mutabakat bir şahsın değil, devletin taahhüdüdür” diyen Bahçeli, yönetimlerin veya liderlerin değişmesinin devletler arası sorumlulukları ortadan kaldırmayacağını ifade etti. Diplomatik güvenin korunması için imzalanan veya açıklanan mutabakatlara bağlı kalınması gerektiğini belirtti.

Bahçeli, ABD yönetiminin gerilimi artıran açıklamalar yerine müzakere sürecine dönmesi gerektiğini savundu. Öncelikli hedefin saldırıların durdurulması ve diplomatik zeminin yeniden oluşturulması olduğunu söyledi.

Hürmüz’deki gerilimin felakete dönüşmemesi çağrısı yaptı

Hürmüz Boğazı’nın dünya enerji ticareti ve bölgesel güvenlik bakımından kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Bahçeli, bölgedeki gerilimin kontrol dışına çıkmasının küresel sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Çatışmaların petrol sevkiyatı, ticaret yolları ve bölge ülkelerinin güvenliği üzerinde ağır etkiler yaratabileceğini ifade etti.

Bahçeli, öncelikle karşılıklı saldırıların durdurulması gerektiğini vurguladı. Hürmüz’den yükselen gerilimin büyük bir savaşa veya bölgesel felakete dönüşmeden diplomatik yollarla sona erdirilmesini istedi.

Türkiye’nin bölgedeki ülkelerle iletişim kurabilen ve arabuluculuk kapasitesi bulunan önemli bir ülke olduğunu belirten Bahçeli, Ankara’nın barışın sağlanmasına yönelik girişimlerde etkin rol üstlenebileceğini savundu.

Avrupa’nın yeni bir yol ayrımında olduğunu söyledi

Bahçeli, konuşmasında Avrupa’nın güvenlik, ekonomi ve dış politika bakımından yeni bir yol ayrımına geldiğini belirtti. Kıtada yaşanan krizlerin geleneksel politikalarla çözülemeyeceğini, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerini yeniden değerlendirmek zorunda olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Avrupa açısından göz ardı edilemeyecek stratejik bir gerçek olduğunu ifade eden Bahçeli, güvenlikten enerjiye, göçten ticarete kadar birçok başlıkta Türkiye’nin belirleyici konumda bulunduğunu kaydetti.

Avrupa’nın Türkiye’yi dışlayan veya ikinci planda tutan politikalarının kıtanın kendi stratejik imkânlarını daralttığını savunan Bahçeli, Türkiye’nin olmadığı hiçbir Avrupa denkleminden başarı çıkmayacağını söyledi.

Avrupa Birliği’nin verdiği sözleri tutmadığını savundu

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde uzun yıllardır çifte standartlarla karşılaştığını söyleyen Bahçeli, açılması gereken müzakere fasıllarının siyasi gerekçelerle bloke edildiğini belirtti. Türkiye’ye verilen birçok sözün yerine getirilmediğini ifade etti.

Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bekleme odasında tutarak yalnızca Ankara’ya değil, kendi stratejik geleceğine de zarar verdiğini savunan Bahçeli, üyelik sürecinin objektif ve adil kriterlerle yürütülmesini istedi.

Bahçeli, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden ayrıcalık talep etmediğini, yalnızca diğer aday ülkelere uygulanan kuralların kendisi için de geçerli olmasını istediğini söyledi. Çifte standartların sona ermesi hâlinde ilişkilerde yeni bir dönemin başlayabileceğini belirtti.

Türkiye’nin yükümlülüklerden kaçmadığını belirtti

Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan ve üstlendiği yükümlülüklerden kaçan bir ülke olmadığını söyleyen Bahçeli, Ankara’nın NATO ve Avrupa kurumları içindeki sorumluluklarını yerine getirdiğini ifade etti. Buna karşılık müttefik ve ortak ülkelerin de Türkiye’ye karşı görevlerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin güvenlik, göç, enerji ve bölgesel krizler konusunda Avrupa’nın yükünü önemli ölçüde azalttığını belirten Bahçeli, bu katkıların görmezden gelinmesini eleştirdi. Türkiye’nin yalnızca yükümlülüklerini yerine getiren ancak hakları sürekli ertelenen bir ülke olarak görülemeyeceğini kaydetti.

Bahçeli, Ankara’nın beklentisinin ayrıcalık değil, karşılıklılık ve eşitlik olduğunu vurguladı. İlişkilerin sürdürülebilirliği için Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı dürüst bir politika geliştirmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin Avrupa’nın bekleme salonunda olmadığını söyledi

“Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir” diyen Bahçeli, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde süresiz olarak bekletilmesini kabul etmediklerini ifade etti. Ankara’nın kendi hedeflerini ve stratejik tercihlerini belirleyebilecek güçlü bir devlet olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Avrupa için yalnızca ihtiyaç duyulduğunda başvurulan geçici bir seçenek olmadığını belirten Bahçeli, ülkenin güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarındaki öneminin kalıcı olduğunu ifade etti.

Avrupa’nın geleceğini belirlerken Türkiye’yi dışlamasının gerçekçi olmadığını söyleyen Bahçeli, Türkiye’yi hesaba katmayan politikaların başarısızlığa uğrayacağını savundu.

Türkiye’yi Avrupa için güvenli bir halata benzetti

Bahçeli, Türkiye’nin Avrupa açısından taşıdığı stratejik değeri dikkat çekici bir benzetmeyle anlattı. Türkiye’nin Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyudan çıkmasını sağlayabilecek güvenli bir halat olduğunu söyledi.

Avrupa’nın güvenlik krizleri, düzensiz göç, enerji arzı ve ekonomik durgunluk gibi sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu belirten Bahçeli, bu sorunların çözümünde Türkiye ile iş birliğinin zorunlu olduğunu ifade etti.

Türkiye gerçeğini kabul eden ülkelerin kazanacağını savunan Bahçeli, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik dışlayıcı politikalarını sürdürmesi hâlinde kendi güvenlik ve refah imkânlarını zayıflatacağını belirtti.

Yeni dönemde eşit ortaklık çağrısı yaptı

Bahçeli’nin konuşmasında NATO ve Avrupa Birliği’ne yönelik temel mesajı, Türkiye ile ilişkilerin eşitlik ve karşılıklılık temelinde yeniden kurulması oldu. Türkiye’nin Batılı kurumlarla ilişkilerini sürdürmek istediğini ancak ulusal çıkarlarından ve egemenlik haklarından taviz vermeyeceğini söyledi.

NATO’nun yeni güvenlik dönemine hazırlanırken Türkiye’nin askerî ve diplomatik katkılarını dikkate alması gerektiğini belirten Bahçeli, Avrupa Birliği’nin de üyelik sürecindeki siyasi engelleri kaldırmasını istedi.

Bahçeli, Türkiye’nin yeni uluslararası düzenin dışında kalmayacağını, aksine bu düzenin kuruluşunda etkin rol oynayacağını ifade etti. Ankara Zirvesi’nin de Türkiye’nin artan stratejik ağırlığını gösterdiğini savundu.