Danıştay İkinci Dairesi, sendikaların aldığı eylem kararına uyarak işe gitmeyen sözleşmeli aile hekiminden yapılan ücret kesintisini hukuka uygun buldu. Karar, Danıştay’ın geçmiş yıllardaki sendikal eylem lehine verilen içtihatlarından belirgin biçimde ayrılmasıyla dikkat çekti.
Gerekçeli kararda, sağlık hizmetlerinin kesintisizliği ve sözleşmeli çalışma rejiminin niteliği öne çıkarılırken, sendikal eylem nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceği ancak çalışılmayan günler için ödeme yapılmamasının “ceza” olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Olayın geçmişi ve dava süreci
Uyuşmazlık, 2024 yılında görev yapan sözleşmeli aile hekimi N. T.’nin, sendikaların aldığı eylem kararına uyarak Kasım ayında üç gün, Aralık ayında ise beş gün göreve gitmemesiyle başladı. Bu günler için aylığından kesinti yapılması üzerine hekim, işlemin iptali istemiyle dava açtı.
İstanbul 9. İdare Mahkemesi, 15 Eylül 2025 tarihli kararında aile hekimini haklı bularak ücret kesintisini iptal etti. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın başvurusu üzerine süreç Danıştay’a taşındı ve dosya kanun yararına temyiz yoluyla incelendi.
Danıştay İkinci Dairesi’nin değerlendirmesi
Danıştay İkinci Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını bozarak kesintinin hukuka uygun olduğuna hükmetti. Kararda, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği uyarınca sözleşmeli aile hekimlerine fiilen çalıştıkları günler için ödeme yapıldığına dikkat çekildi.
Daire, sendikal eylem günlerinin yönetmelikte ödeme yapılacak istisnalar arasında yer almadığını belirtti. Bu nedenle, işe gelinmeyen günler için ücret ödenmemesinin hukuka aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşıldı.
6356 sayılı Kanun ve sağlık hizmetlerinin niteliği
Kararda, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 67. maddesine de atıf yapıldı. Bu maddeye göre grev süresince iş sözleşmelerinin askıda olduğu ve işverenin ücret ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı hatırlatıldı.
Danıştay, sağlık alanındaki iş bırakma eylemlerinin kamu sağlığı üzerindeki etkisine vurgu yaptı. Sağlık hizmetlerinin özel ve hayati niteliği nedeniyle, sendikal eylem günlerinde ücret ödenmesinin kamu yararıyla bağdaşmadığı ifade edildi.
Disiplin cezası ile ücret kesintisi ayrımı
Daire, sendikal eyleme katılmanın disiplin cezasına konu edilemeyeceğini açıkça kabul etti. Ancak yapılan işlemin bir disiplin yaptırımı değil, çalışılmayan günler karşılığında ödeme yapılmaması olduğunu belirtti.
Bu ayrım üzerinden hareket eden Danıştay, ücret kesintisinin sendikal hakların ihlali olarak değerlendirilemeyeceği görüşünü benimsedi. Böylece idarenin uygulaması hukuka uygun bulundu.
Eski içtihatlarla ortaya çıkan farklılık
Karar, Danıştay’ın önceki yıllarda verdiği bazı kararlarla çelişiyor. Danıştay 12. Dairesi’nin 2005 tarihli bir kararında sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmemenin mazeret sayıldığı ve ücret kesintisinin hukuka aykırı bulunduğu biliniyor.
Benzer şekilde Danıştay 11. Dairesi ve Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin 2004–2005 dönemindeki kararlarında da sağlık çalışanlarının sendikal eylemlere katılımı lehine yorumlar yapılmıştı. Yeni karar, bu çizgiden ayrılarak sağlık hizmetlerinin sürekliliğini merkeze alan bir yaklaşım ortaya koydu.
Sağlık çalışanları ve sendikalar açısından sonuçlar
Bu içtihatla birlikte, Sağlık Bakanlığı’nın sendikal eyleme katılan sözleşmeli aile hekimlerinin ücretlerinden kesinti yapmasının önü açılmış oldu. Benzer uyuşmazlıklarda bu kararın emsal olarak kullanılacağı değerlendiriliyor.
Sendikalar açısından ise karar, eylem çağrılarında ücret kaybı riskinin açık biçimde dikkate alınmasını zorunlu kılıyor. Özellikle yalnızca fiilen çalışılan günler için ödeme alan sözleşmeli personel bakımından bu riskin daha belirgin olduğu görülüyor.
İçtihat tartışması sürebilir
Danıştay’ın bu yeni yaklaşımı, sendikal haklar, Anayasa güvenceleri ve uluslararası sözleşmelerle uyum açısından hukuk çevrelerinde tartışma yaratmış durumda. Kararın, ilerleyen dönemde Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun gündemine gelmesi ihtimali de dile getiriliyor.
Bu yönüyle karar, yalnızca aile hekimlerini değil, sağlık alanındaki tüm sözleşmeli çalışanları ilgilendiren önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.