Çorum Haberleri

Çorum’da 3 bin 300 yıllık mucize: Hitit mühendisliği asırlar sonra tarlalara can veriyor

Çorum’da 3 bin 300 yıllık mucize: Hititlerin MÖ 13. yüzyılda kille sızdırmaz hale getirdiği Gölpınar Barajı, antik su mühendisliğini tarlalara taşımayı sürdürüyor.

Abone Ol

Çorum’un Alaca ilçesindeki Alacahöyük’ün hemen yakınında bulunan Gölpınar Hitit Barajı, Anadolu’nun bilinen en eski su mühendisliği yapılarından biri olarak yaklaşık 3 bin 300 yıl sonra yeniden aynı amaçla hizmet veriyor. MÖ 13. yüzyıla tarihlenen taş ve kil ağırlıklı yapı, 2000’li yıllarda gerçekleştirilen kazı ve rehabilitasyon çalışmalarının ardından yeniden su tutmaya başladı ve çevredeki tarım arazilerinin sulanmasında kullanıldı.

Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu (ICID), Gölpınar’ı yaklaşık MÖ 1240’a tarihlendiriyor. Yapı 2024 yılında Avustralya’nın Sidney kentinde gerçekleştirilen ICID toplantısında “Dünya Mirası Sulama Yapıları” listesine dahil edildi.

Alacahöyük’ün yaklaşık 1,5 kilometre uzağında

Gölpınar Su Bendi olarak da bilinen tarihi yapı, Alacahöyük Ören Yeri’nin yaklaşık 1,3-1,5 kilometre güneydoğusunda bulunuyor. Baraj, Hititlerin başkenti Hattuşa’nın da yaklaşık 34 kilometre kuzeyinde, Hitit uygarlığının en önemli merkezlerinden birinin hemen yanı başında yer alıyor.

Baraj bir akarsu üzerine kurulmuş klasik büyük barajlardan farklı. Sistemin temel su kaynağını, rezervuarın yakınından çıkan Gölpınar kaynağı oluşturuyor. Hitit mühendisleri bu kaynağın suyunu biriktirerek hem tarımsal kullanım hem de yerleşimin su ihtiyacı açısından değerlendirebilecek bir sistem oluşturdu.

Taşları birbirine kil bağladı

Gölpınar’ın mühendislik açısından en dikkat çekici özelliği, yapımında modern bağlayıcıların bulunmaması. DSİ Teknik Bülteni’ndeki araştırmaya göre baraj gövdesi taş dolgudan oluşuyor; alt bölümlerde daha büyük taşlar kullanılırken taşlar killi toprakla desteklenerek birbirine bağlandı ve böylece su geçirgenliği azaltıldı. Taşların arasında harç bulunmuyor.

Taş setin genişliği yaklaşık 15 metreyi buluyor. Doğal zeminden yüksekliği yaklaşık 2 metre olan gövdede savaklar, kanallar ve suyun kontrol edilmesini sağlayan bölümler bulunuyor; setin ortasında ise tabanı yine kil ile kaplanan yaklaşık 8 metre genişliğinde bir dinlendirme veya depolama havuzu yer alıyor.

Yaklaşık 25 bin metreküp su depolayabiliyor

Barajın rezervuarı yaklaşık 100 metreye 110 metre ölçülerinde. DSİ’nin teknik çalışmasında yapının yaklaşık 25 bin metreküp su tutabildiği belirtilirken ICID’nin güncel Gölpınar kaydında hacim 27 bin 500 metreküp olarak veriliyor; dolayısıyla kapasiteye ilişkin kaynaklarda ölçüm ve tanımlama farkları bulunuyor.

ICID verilerine göre barajın suladığı alan yaklaşık 10 hektar, yani 100 dönüm düzeyinde. İnşaat Mühendisleri Odasının tarihi su yapıları üzerine çalışmasında da Gölpınar, Türkiye’de hâlen görevini sürdüren en eski baraj örneklerinden biri olarak gösteriliyor ve yaklaşık 10 hektarlık sulama alanına hizmet verdiği belirtiliyor.

Kaynak suyu 8 yıl boyunca ölçüldü

DSİ tarafından Gölpınar kaynağı üzerinde 2009-2017 yılları arasında yapılan ölçümlerde, suyun debisinin mevsimlere göre önemli ölçüde değiştiği belirlendi. Dolusavaktaki ölçümlerde maksimum 25 litre/saniye, minimum 1 litre/saniye ve ortalama yaklaşık 8,5 litre/saniyelik akım tespit edildi.

Bu sonuç, Hititlerin neden suyu doğrudan akıtmak yerine depolayan bir sistem kurduğunun anlaşılmasına da yardımcı oluyor. Kaynağın debisindeki büyük değişim, kurak dönemlerde suyun biriktirilmesini ve kontrollü kullanılmasını önemli hale getiriyordu; araştırmacılar Gölpınar’ın bu nedenle dönemin su güvenliği açısından önemli bir yapı olduğunu değerlendiriyor.

Hititler yalnız suyu depolamadı, seviyesini de kontrol etti

Gölpınar basit bir taş setten ibaret değil. Yapıda fazla suyun kontrollü biçimde uzaklaştırılmasını sağlayan savaklar, farklı kotlardaki kanallar, su dinlendirme havuzu ve tarım alanlarına ulaşan kanal sistemi bulunuyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile DSİ de yapının su seviyesini kontrol eden bölümünün başlı başına önemli bir mühendislik eseri olduğuna dikkat çekiyor. Kil sıvaların geçirgenliği azaltmak için kullanılması ve suyun cazibeyle yönlendirilmesi, Hititlerin yaklaşık üç bin yıl önce gelişmiş bir su yönetimi bilgisine sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Baraj aynı zamanda kutsal bir alan olabilir

Kazılarda yalnızca mühendislik yapıları ortaya çıkmadı. Baraj gövdesi çevresinde üç adet sunak, heykel veya kitabe kaidesi olarak değerlendirilen yapı elemanı ile hiyeroglif yazıt taşıyan bir stel parçası bulundu. Yazıt üzerinde Hitit panteonunun önemli tanrıçalarından Hepat’ın adı tespit edildi.

Bu buluntular Gölpınar’ın yalnızca ekonomik amaçlarla kullanılan bir su tesisi olmadığını, su kültü ve dinsel törenlerle de ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Arkeolojik değerlendirmelerde barajların yapımının bir taraftan devlet ve kralın gücünü, diğer taraftan tanrıların onayını simgelemiş olabileceği üzerinde duruluyor.

Barajı hangi Hitit kralı yaptırdı

Gölpınar’ın kesin tarihi MÖ 13. yüzyıl olmakla birlikte yapıyı yaptıran hükümdar konusunda akademik literatürde farklı değerlendirmeler bulunuyor. İlk çalışmalar ve bazı arkeolojik yayınlarda yapının IV. Tudhaliya dönemine, yaklaşık MÖ 1240’a tarihlendiği görüşü öne çıkıyor; ICID de resmi kaydında yapım tarihi olarak MÖ 1240’ı kullanıyor.

Buna karşılık 2020’de DSİ Teknik Bülteni’nde yayımlanan kapsamlı çalışmada, Hepat kültünün gelişimi ve dönemin kronolojisi dikkate alınarak barajın III. Hattuşili döneminde yapılmış olabileceği görüşüne de yer veriliyor. Bu nedenle “MÖ 13. yüzyılda Hititler tarafından inşa edildi” ifadesi kesin; ancak belirli bir kral adına yapılan atıfların bilimsel tartışmaya açık olduğu görülüyor.

Kuraklığa karşı 3 bin yıl önce alınan önlem

Gölpınar’ın yapıldığı dönem, Hititlerin su yönetimine giderek daha fazla önem verdiği bir zaman dilimine denk geliyor. Hitit metinleri su kanallarının temiz tutulmasına, su sistemlerinin zarar görmemesine ve sulama düzeninin korunmasına ilişkin kuralların bulunduğunu gösteriyor.

Modern paleoklimatoloji araştırmaları da Hitit dünyasının son dönemlerinde Orta Anadolu’da ciddi kuraklıklar yaşandığını ortaya koyuyor. Nature’da yayımlanan ağaç halkası ve izotop araştırması özellikle MÖ 1198-1196 arasındaki üç yıllık olağanüstü kurak dönemi belirledi; ancak bu tarih Gölpınar’ın yaklaşık MÖ 1240 olarak verilen inşa tarihinden daha geç olduğu için söz konusu üç yıllık kuraklığın doğrudan barajın yapım nedeni olduğu söylenemiyor. Gölpınar daha geniş bir MÖ 13. yüzyıl su kıtlığı ve kuraklık riskine karşı geliştirilen Hitit su yönetimi geleneğinin parçası olarak değerlendiriliyor.

1935’te fark edildi, asıl çalışma 2000’li yıllarda yapıldı

Gölpınar’ın modern dönemdeki hikâyesi Alacahöyük kazılarıyla başladı. Alacahöyük’te Atatürk’ün talimatıyla 1935’te başlayan milli kazılar sırasında baraj alanında da ilk çalışmalar yapıldı; yapı uzun süre büyük ölçüde toprak ve sediment altında kaldı.

Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu başkanlığında 1997’de yeniden başlayan Alacahöyük çalışmaları sonrasında baraj üzerinde yoğunlaşıldı ve 2002-2007 yılları arasında gerçekleştirilen arkeolojik ve teknik çalışmalarla yapı bütünüyle ortaya çıkarıldı. Sürece Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu, Ankara Üniversitesi, Çorum Valiliği, DSİ ve yerel kurumlar katkı sağladı.

Binlerce yıllık sediment rezervuardan çıkarıldı

Rehabilitasyon öncesinde rezervuar sedimentle dolmuş, baraj gövdesinin önemli bölümü toprak altında kalmış durumdaydı. Çalışmalar sırasında rezervuardaki birikmiş malzeme makineli kazıyla temizlendi, arkeolojik gövde ortaya çıkarıldı ve barajı besleyen Gölpınar kaynağının önü açılarak suyun daha düzenli akması sağlandı.

Daha sonra boşaltım kanalının kotunda yapılan düzenlemelerle rezervuarda yeniden su tutulmaya başlandı. Dolusavaktan çıkan suyun çevredeki üreticiler tarafından tarımsal sulamada kullanılmasıyla yapı, Hitit dönemindeki temel işlevlerinden birine yaklaşık üç bin yıl sonra yeniden kavuştu.

Kesintisiz 3 bin 300 yıldır çalıştığı anlamına gelmiyor

Gölpınar için zaman zaman kullanılan “3 bin 300 yıldır çalışan baraj” ifadesinin önemli bir ayrıntısı bulunuyor. Yapı binlerce yıl boyunca kesintisiz şekilde modern anlamda işletmede kalmadı; rezervuar zamanla sedimentle doldu ve baraj büyük ölçüde gömüldü, 2000’li yıllardaki kazı ve rehabilitasyonun ardından yeniden işlev kazandı.

Gölpınar’ı olağanüstü kılan nokta, özgün taş-kil gövdenin ve su kontrol sisteminin binlerce yıl sonra ortaya çıkarılabilmesi ve aynı su kaynağının yeniden depolanarak tarımsal sulamada kullanılabilmesi. Başka bir ifadeyle burada dikkat çeken şey kesintisiz işletme süresinden çok, 3 bin yılı aşan bir mühendislik fikrinin yeniden işler hale getirilebilmesi.

2024’te dünya listesine girdi

Gölpınar Hitit Barajı, DSİ’nin başvurusuyla 2024 yılında Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu tarafından “Heritage Irrigation Structure” statüsüne alındı. Karar, Avustralya’nın Sidney kentinde gerçekleştirilen ICID 75. Uluslararası Yönetim Kurulu Toplantısı’nda açıklandı.

ICID, Gölpınar’ın yaklaşık MÖ 1240’a uzanan geçmişinin yanı sıra hâlen tarımsal sulamada kullanılmasını, özgün mühendislik özelliklerini ve Hitit uygarlığının su yönetimi mirasını öne çıkarıyor. Türkiye’den Van’daki Şamran Kanalı 2023’te, Gölpınar 2024’te, Konya’daki Beyşehir Regülatörü ise 2025’te aynı listeye girdi.

Bu liste UNESCO Dünya Mirası Listesi değil

Gölpınar hakkında kullanılan “Dünya Mirası Sulama Yapıları Listesi” ifadesi zaman zaman UNESCO Dünya Mirası Listesi ile karıştırılabiliyor. Ancak Gölpınar’ın aldığı statü UNESCO tarafından değil, merkezi Yeni Delhi’de bulunan Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu ICID tarafından verilen uluslararası bir sulama mirası statüsü.

ICID bu programı tarihi sulama ve drenaj yapılarının mühendislik bilgisini belgelemek, korumak ve sürdürülebilir su yönetiminden dersler çıkarmak amacıyla yürütüyor. Programa girecek yapıların en az 100 yıllık olması ve baraj, kanal, rezervuar veya benzeri sulama altyapısı niteliği taşıması gerekiyor.

Barajın çevresi arkeoparka dönüştürüldü

Gölpınar’ın korunması yalnızca baraj gövdesiyle sınırlı kalmadı. 2015’te başlayan rekreasyon ve arkeopark projesi 2018’de tamamlandı; proje kapsamında Hitit yaşamını ve tarımını canlandırmayı amaçlayan alanlar, yürüyüş güzergâhları, seyir terasları ve kültürel kullanım alanları oluşturuldu.

DSİ, baraj ve çevresinin turizme kazandırılması amacıyla yaklaşık 277 dönümlük alanın kamulaştırıldığını da bildiriyor. Böylece Gölpınar, yalnızca arkeolojik bir su yapısı değil, Alacahöyük ile birlikte Çorum’un Hitit turizmi güzergâhının önemli duraklarından biri haline geldi.

Bugünün barajları 3 bin 300 yıl dayanabilir mi

Gölpınar ile günümüzün büyük beton ve kaya dolgu barajlarını doğrudan karşılaştırmak teknik açıdan doğru değil. Modern büyük barajların rezervuar planlamasında sediment için genellikle 50 veya 100 yıllık tasarım dönemleri esas alınabiliyor; bu sürenin dolması barajın mutlaka yıkılacağı anlamına gelmiyor, ancak sediment birikimi, mekanik ekipmanlar, güvenlik gereksinimleri ve bakım ihtiyacı tesisin ekonomik ve işlevsel ömrünü etkiliyor.

Gölpınar ise yaklaşık 2-2,5 metre yüksekliğinde, küçük hacimli, doğal kaynakla beslenen ve karmaşık mekanik donanıma ihtiyaç duymayan bir su yapısı. Buna rağmen taş, kil, yerçekimi ve topoğrafyanın doğru kullanımına dayanan temel mühendislik yaklaşımının üç bin yılı aşan bir süre sonra yeniden işlev kazanabilmesi, yapıyı dünya su mühendisliği tarihi açısından istisnai hale getiriyor.

Gölpınar’ın asıl mirası suyu yönetme fikri

Gölpınar Hitit Barajı’nın önemi yalnızca yaşından kaynaklanmıyor. Yapı; kaynağın debisini düzenleme, suyu depolama, geçirgenliği kil ile azaltma, fazla suyu savaklarla uzaklaştırma ve suyu kanallarla tarım alanlarına aktarma gibi bugün de su mühendisliğinin temelinde bulunan prensiplerin MÖ 13. yüzyılda uygulandığını gösteriyor.

Yaklaşık 3 bin 300 yıl önce Çorum’da ortaya konulan bu sistem, kazılarla yeniden gün yüzüne çıkarıldıktan sonra tekrar su tutup tarlalara su verebildi. Gölpınar’ı farklı kılan da tam olarak bu: Hititlerden kalan bir arkeolojik eser olmanın ötesinde, yeniden çalışan bir su mühendisliği mirası olması