Çorum, Sanayi Koridorunun Dışında Kalırsa Geleceğin Dışında Kalır

Abone Ol

Bazı listeler vardır; adınız yoksa yok sayılırsınız.
Bazı planlar vardır; içinde değilseniz, sonradan “biz de vardık” deme şansınız kalmaz.
Samsun–Mersin sanayi koridoru tam olarak böyle bir mesele.


Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Başaranhıncal’ın çıkışı, kulağa sade bir talep gibi geliyor olabilir:
“Çorum bu koridorda olmalı.”


Ama bu cümle, masa başında söylenmiş bir serzeniş değil.
Bu, geleceğe bırakılmış bir nottur.


Çünkü bugün sanayi koridoru diye konuşulan şey, yarın yatırımcı haritasına dönüşür.
Yatırımcı haritasına girdiğinizde; teşvik gelir, altyapı gelir, lojistik gelir.
Giremezseniz, “potansiyel il” olarak kalırsınız. Potansiyel, Türkiye’de çoğu zaman bekleme odasıdır.


TSO’nun Kültür ve Konferans Salonu açılışı…
495 kişilik, Çorum’un en büyük salonu.
Pandemi geciktirmiş ama bitmiş. Restoran ihalesi yapılmış, kampüs tamamlanıyor.


Bunlar bina cümleleri gibi görünür ama değildir.
Bunlar “şehir kapasitesi” cümleleridir.
Bir şehir, sadece fabrika ile büyümez; toplantı yapabildiği, yatırımcı ağırlayabildiği, ortak akıl üretebildiği kadar büyür.


Başaranhıncal bu salonu anlatırken aslında şunu söylüyor:
“Biz bu oyunu oynamaya hazırız.”


Sonra konu demiryoluna geliyor.
“100 yıllık hayal” diyor.
Haklı. Çorum’un demiryolu hayali, dededen toruna aktarılan bir cümleydi.


Ama demiryolu, tek başına romantik bir proje değildir.
Demiryolu, maliyet demektir.
Maliyet, yatırım kararı demektir.
Yatırım kararı da teşvikle birleştiğinde anlamlıdır.


İşte tam burada Samsun–Mersin koridoru devreye giriyor.


Resmi Gazete’de yayımlanan Sanayi Bölgeleri Master Planı…
13 il, 16 yeni yatırım bölgesi.
Komşular var. Benzer şehirler var.
Çorum yok.


Bazen bir şehir, kendisini en çok “olmaması” ile fark eder.
Bu da öyle bir durum.


Başaranhıncal açık konuşuyor:
“Ortada ham bir çalışma var. Tüh vah dönemi değil.”


Bu cümle önemlidir.
Çünkü “ham” demek, değişebilir demektir.
Değişebilir olan her şey, takip ister.
Takip edilmezse, ham olan pişer ve önünüze öyle gelir.


“Baskı yapıyoruz” diyor.
Siyaseten…
Bakan Yardımcısı üzerinden…


Bu kelimeyi yumuşatmaya gerek yok.
Şehirler, Ankara’da baskı yaparak büyür.
Dosya kendi kendine yürüyen bir şey değildir.
Kapısı çalınmayan dosya, rafın arkasında kalır.


Çorum’un elindeki en güçlü kozlardan biri de şu:
OSB alanı bulmakta zorlanan bir şehir değil.
Genişleyebilen, tahsis yapabilen bir şehir.


Bu, yatırımcı dilinde şu anlama gelir:
“Yarın büyürsem yerim var.”


O yüzden Başaranhıncal’ın şu cümlesi dikkatle okunmalı:
“Organizeden farklı bir destek verilecekse, mutlaka içinde yer almalıyız.”


Yani mesele tabelaya ad yazdırmak değil.
Mesele, teşvik mimarisinin nereye oturacağı.


Eğer bu koridor, klasik OSB desteklerinden ibaretse; Çorum zaten yolunu bulur.
Ama farklı bir finansman, farklı bir altyapı, farklı bir lojistik öncelik tanımlanacaksa;
Çorum dışarıda kalırsa, rekabet baştan kaybedilir.


Bu işin Ankara dili “gerekçe”dir.
Niye var, niye yok?


Çorum’un gerekçesi var:
Coğrafi konum var.
Sanayi altyapısı var.
Demiryolu perspektifi var.
Genişleme kabiliyeti var.


Bunlar masaya konur mu? Konur.
Ama kendi kendine masaya gelmez.


Bugün bu yazı yazılıyorsa, yarın “nasıl oldu da dışarıda kaldık?” diye yazı yazmamak içindir.


Çorum’un meselesi bir liste meselesi değildir.
Çorum’un meselesi, Türkiye’nin yeni sanayi omurgasında nerede duracağıdır.


Omurganın dışında kalan şehir, ayakta kalır ama yük taşıyamaz.
Yük taşıyamayan şehir, zamanla hafifler.
Hafifleyen şehir de sessizleşir.


Başaranhıncal’ın söylediği tam olarak şudur:
“Çorum sessizleşmemeli.”


Bu cümleyi duymak yetmez.
Bu cümlenin arkasında durmak gerekir.