Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

30.03.2020, 18:04 1573

Corona külfet mi nimet mi?

Dünyaya, eşyaya, ekonomiye, siyasete, eğitime bakış açısını kapitale odaklı zihinsel ve kültürel kodlarla komple değiştirerek; medeniyet kisvesi adı altında tüketim delisi, bencil ve makinelere teslim insan modelini yaratmayı başaran muktedirlerin ontolojik bir felâket üreterek dünyayı “ilahı para olan” kapitalizmin ruhsuz hegemonyasının pençesine terkettiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte.

Dünyanın kıyamete sürüklenmesinin ateş fişeği olan bu hegamonyanın baş döndürücü değişiminin bir sonucu -bana göre bedeli olan- covid 19 denen koronavirüs dünyayı hızla dolaşmaya devam ediyor ve kanımca Ademoğlu yaşadığı gezegende yeni bir felsefe, yeni bir sosyoloji, yeni bir psikoloji, yeni bir siyaset ve yeni bir ontolojiyle “yepyeni bir yol” ayrımına girdi.

“Biz”e gelmeden önce bu noktaya nasıl geldiğimize değinmek istiyorum ilkin.

Zira dünyada ve ülkemizde yaşanan sorunların tamamının temelinde “batı uygarlığının gücü putlaştırması gerçeği” yatıyor ama bu yakıcı gerçeği görecek, konuşacak, tartışacak çapta çok az insanımız var maalesef.

Önceki yazılarımın satır aralarında arz etmiştim;

Dünya, teknolojik gelişmelerle insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar birbiri ile yakınlaştı ve bu yakınlaşmanın bir sonucu olarak da artık bir ülkeyi etkileyen ekonomik, siyasi veya sağlıksal bir sorun tüm dünyayı etkisi altına alıyor.

Ancak bu hale nasıl geldiğimizi bilmek ve yaşadığımız çağı doğru okuyabilmek önemli.

Tarihsel serencama baktığımızda göreceğiz ki; batı uygarlığı, modernite adı altında geliştirdiği meydan okumayla üç asır gibi kısa bir zaman dilimi içinde ele geçirdiği ekonomik, teknolojik ve askerî güçle bütün medeniyetlerin kökünü kazıdı ve üretilen bu topyekûn saldırı, medeniyetlerin varlık nedenlerini de, temellerini de yerle bir ederek insanlığın geliştirdiği medeniyetleri tarihten sildi.

Dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı, içinden çıkamadığı, aksine kangrene dönüşen, karmaşıklaşan ve ağırlaşan en temel sorunu bu kanımca.

Çünkü insanlık tarihi boyunca dünya hiç bu kadar tüketim kölesi olmamış, hiç bu kadar ruhunu yitirmemişti.

Dünyayı bu hale getirenlerin amacı bilgiye ulaşmak değil güce ulaşmaktı. Gücü ise bilgiye ulaşarak, bilim yaparak, tabiatın imkânlarını keşfederek elde ettiler. Dünyayı sömürgeleştirmeden önce tabiatı sömürgeleştirdiler, sonra da tabiatı köleleri hâline getirdiler. Güç, dolayısıyla güç üreten araçlar (bilim ve teknoloji) kutsandı ve amaç haline geldi. İnsan denen en önemli kutsal da bu süreçte gücün, dolayısıyla araçların, bu gücü ve araçları üreten bilim ve teknolojinin kölesi hâline geldi.

Asıl ürpertici nokta ise teknolojik kuşatmanın ötesinde, insanın düşünme melekelerini yitirmesi, hız, haz ve ayartı üzerinden duygularının kölesine dönüşmesi oldu.

Çünkü bu sayede hakikat fikri yok oldu. İnsanlık izafileşmenin ve nihilizmin eşiğinde baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojik aygıtların ve teknolojinin kölesi haline geldi. Bütün kültürel aidiyet biçimleri buharlaştı, aile yerinden edildi. Ruhsuz bir dünya içindeki insan ayartıcı, baştan çıkarıcı, hız ve hazla uyuşturucu güçlere teslim oldu. Bu teslimiyetle birlikte hakkın, hukukun, adaletin büsbütün hiçe sayıldığı, “özgürlükler, hukukun üstünlüğü, demokrasi” gibi batılıların işgallerini maskeleyici ayartıcı sloganlar eşliğinde hukukun ve adaletin yok edildiği bir zaman dilimi başladı.

Eğer kafanızı kuma gömmüş, salt kendi derdinize düşmüş, bugün dünyanın yaşadığı sorunu hem teorik hem de pratik olarak okuyabilecek bir derinliğe sahip değilseniz haçlı ruhunun hep diri olduğundan da bihabersiniz demektir. Zira zihniniz yaşadığınız çağı tanımlamaktan uzaklaşmıştır.

Ancak yaşananları, bir bütün olarak kavrayabilecek bir tarih felsefesi birikimine sahipseniz, yaşananların “bildiğimiz dünyanın sonu” anlamına geldiğini, dünyanın “belirsizlikler çağı”nın eşiğine sürüklendiğini, geceli gündüzlü uğraşlarla geleceğin dünyasının kurulmaya çalışıldığını daha net olarak görebilirsiniz.

Yani bugün yaşadığımız şu ürkütücü tablo; aslında yazımın başında anlatmaya çalıştığım fikriyatın hem fikren hem zihnen hem ruhen hem de ahlâken çöküşünün resmini çiziyor.

Sadece tüketim çılgınlığı peşinde koşturan; kariyer ve paraya tapan, egoizmin pençesinde kıvranan; medya, sanal dünya, film, futbol gibi neredeyse hayatın bütün alanlarını şekillendiren bütün mecralarda, hız, haz ve ayartı peşinde koşturan, duyarlıklarını yitirmiş, dünyanın sorunlarına yabancılaşmış, düşünme melekeleri dumura uğramış, sorumluluk bilinci sıfırlanmış nesillerin hızla ortaya çıkmasını başka türlü izah edebiliyor musunuz?

Bu virüs salgınının kardeşlik, yardımlaşma, kanaatkârlık, tevazu, fedakârlık, diğergâmlık gibi kurucu değerlerimizin yok olmaya yüz tuttuğu; her şeyin izâfîleştiği, anlamsızlaştığı ve bittiği, bütün dünyada değerlerin yerle bir olduğu, sosyal yapıların çatırdağı, ailenin yok edildiği, maneviyatın hayattan çekildiği; futbol, müzik, medya gibi kültür endüstrisinin nefse hitap eden ayartıcı güçleriyle insanlığı büyük bir ontolojik felâketin ve manevî boşluğun eşiğine sürüklediği bir zaman dilimine denk gelmesi sizce tesadüf olabilir mi?

Farkında mısınız bilmiyorum ama insanlık bu sorunlara karşı cesur çözümler üretmek için hayal gücü ve cesaretini yitirmiş durumda. Dünyada ne olup bittiğini anlamayan Asya, Afrika, Latin Amerika, Arap Alemi ve Doğu Avrupa ülkelerinin liderleri halen ondokuzuncu yüzyılın köhnemiş siyaset dilini kullanmaya devam ediyor.

Peki çözümümüz ne?

Öncelikle şuna samimi bir kalple inanmak zorundayız.

İnsan; âlemin, tabiatın ve bütün varlıkların dengesini korumak, sadece insanlar arasında veya sadece inananlar arasında değil, bütün yaratılmışlar arasında mizanı, dengeyi, ölçüyü, adaleti temin ve tesis etmek; teminat altına almakla mükellef kılınmıştır.

İnsan, bu mükellefiyetle varlıklar âleminin bir parçası olduğu ve varlıklar âleminde Allah’ın adaletini tesis etmekle yükümlü kılındığı için; başka insanlara da, başka varlıklara da, tabiata da zarar vermesi; diğer insanlar ve varlıklar üzerinde de, tabiat üzerinde de tahakküm kurması düşünülemez. Zira insan bu yükümlülüğünü yerine getirdiği ölçüde hakîkî kul olur.

Elbette ki, gücün kutsandığı ve putlaştırıldığı bir çağda, varlığınızı koruyabilmeniz için belli bir güce ulaşmanız kaçınılmaz. Ama güç üreten araçları, amaçların ve en önemlisi insanın önüne geçirirsek, hakikati yitirir; bununla birlikte sevgiyi, merhameti, kardeşliği, yardımlaşmayı, bir ve beraber olma ruhunu yok eder; bilimin ve teknolojinin kölesine dönüşür, insanlığın su kadar ekmek kadar ihtiyaç duyduğu adaleti insanlığa yeniden sunma imkânlarımızı kaybederiz.

Amaç bilim, teknoloji, dolayısıyla güç üreten araçlara hâkim olmak değil; ait olduğumuz manevi mirasın ışığı altında insanoğluna daha âdil ve yaşanabilir bir dünya sunmak olmalıdır.

Biz özellikle şu kaygan zeminde patinaj yapıp sahip olduğumuz bu manevi mirasın farkına varamaz, hakîkî ilerlemeyi insanın olgunlaşması, kemal merdivenlerini tırmanması, insanca bir dünya kurma çabası olarak göremezsek; araçları amaç hâline getirenlerin, gücü kutsayarak ilahlaştıranların oluşturduğu cehennemde, insanlığı felâketin eşiğine sürükleyen çıkmaz sokaklarına sapmaktan da kurtulamaz, hakikati kaybederiz.

Kimbilir, belki de bu hakikat ruhundan uzaklaştığımız için yerkürenin stratejik haritalarının yeniden çizildiği bu yol ayrımında ülke olarak ard arda yaşadığımız “doğal” ve kültürel şoklar, depremler, anormallikler; kendimize olan güvenimizi, geleceğe güvenle bakabilme melekelerimizi her geçen gün yok ediyor ve toplum olarak geleceğimizden, hatta yarınımızdan bile emin değiliz.

Geleceğe sağlıklı bakabilmemiz için, sağlam bir yerde duruyor; ayaklarımızı bulunduğumuz yere sağlam basıyor olmamız gerekir ancak görünen o ki, biz, bulunduğumuz yerin neresi olduğunu bile tam olarak bilemiyoruz. Tarihimiz, hafızamız, kültürümüz, anlam haritalarımız yok sayılmaya çalışıldığı için, nereye basabileceğimizi de, nereye doğru yürüyeceğimizi de, dolayısıyla yürüyüşümüzü engelleyebilecek duvarları nasıl aşabileceğimizi de kestiremiyoruz.

Çözümsüz müyüz?

Hayır tabi ki!

Her zorlukla birlikte mutlak bir kolaylık verdiğini vaad eden İlahi kudretin insanoğluna yaşattığı her musibetin hem vazifeleri hem de bu yaşanmışlıkların kazandırması gereken beklentileri var.

Okuyor, izliyor, görüyoruz. Gerek yazılı ve görsel medyada, gerek sosyal medyada özellikle bu musibetin dünyaya neden musallat olduğu konusunda yanlış inanışların kıskacında buz tutan gönüller, batıl yaklaşımların istilasıyla tıkanan zihin kanallarıyla yığınla öngörü var.

Ancak şu bilgi kirliliğine rağmen ben asla umutsuz değilim çünkü virüs sonrası evine kapanan insanlığın, içsel bir yolculukla insan olam erdemini yakalayacağını düşünüyor ve bu illetin külfet değil nimet olduğuna inanıyorum.

Zira eve kapatılan ve dışardaki gürültüden iç sesini duyamayan insanlık, bu sisli havada o sese yeniden kavuşarak her şeyin güç ve para olmadığını anladı. Paylaşmanın, dostluğun, empatinin, merhametin, vicdanın ve adaletin yeniden önemli olduğunu fark etmeye başladı. Daha iyi bir gezegen için neler yapılması gerektiğini düşünmeye koyuldu.

Çünkü her ne suretle olursa olsun, her çaresizlik, beraberinde “yeni arayışlar”ı da getirir. Yaşanan çaresizliğin büyüklüğüyle orantılı olarak “uzun soluklu muhasebeler” yapmaya mecbur kalır insan. Şu an işte tam da böylesi bir “hesaplaşma” ve bir gelecek tasavvuru geliştirme noktasında duruyoruz.

Bu nokta çok önemli çünkü bu tür hesaplaşmalar hayatı ve hakikati bütün boyutlarıyla idrak edebilmemizi sağlayabilecek algı kapılarını sonuna kadar açar. İnsanı içindeki ölüm korlusu ile yüzleştirerek şefkat, merhamet ve adalet duygusuyla yeniden donatır. Zira ölüm fikri insana, hem bu dünya hayatının geçici ve sınırlı olduğunu, hem de ruhunda saklı bulunan ölümsüzlük fikrinin izini nasıl sürebileceğini öğretir.

Bizler insanlığın dün umudu olmuş, yarın da umudu olabileceğini gösterecek kadar dünyanın mazlumlarına, yoksullarına, kimsesizlerine kucak açan mümbit bir coğrafyanın evlatlarıyız.

Adalet, asalet, hakkaniyet, sulh, selâmet, fedakârlık, ferağat, kanaatkârlık, kardeşlik gibi insanlığın insanca yaşamasını, insanca ve hakça bir dünya kurmasını mümkün kılan en kadîm değerleri hayata geçiren bir medeniyetin çocukları olarak bu medeniyetin dinamiklerine sıkıca sarılmış, sâbitelerine, ruh köklerine yürekten sahip çıkan bir coğrafyanın çocuklarını hiç bir maddî güç yok edemez. Buna imanım tam.

Ancak, zihnimizi çağdaş hurafeler çöplüğünden soyutlayarak; haritaların yeniden çizildiğini, bildiğimiz dünyanın çöktüğünü, yeni bir dünyanın kurulduğunun farkına varıp; toplumu kenetleyecek, bütünleştirecek, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirecek, asgarî müşterekleri pekiştirecek, kısacası bütün kesimleri kucaklayacak ve aynı hedefe yönlendirecek politikalar oluşturarak medeniyet coğrafyamızı diriltmek; birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi pekiştirecek köklü adımlar atmak zorundayız.

Kabul ediyorum.

Gönül ve ruh coğrafyamız satırlarımın başından beri saydığım sebeplerle paramparça bugün. Ama bunun farkında olmak dahi direnişin, teslim bayrağı çekmeyişin ve yeniden toparlanma iradesinin beyanı olsa gerek. Eğer gönül ve ruh coğrafyamızda kendimizle buluşabilir, “biz”e ulaşabilir; kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle içimizdeki karanlıkları aydınlığa boğabilirsek, inanıyorum ki bizim önümüzde kimse duramaz.

Lafın özü, bu süreç kendimizi doğurma süreci ve bence külfet değil başlı başına bir nimet.

Farkında olabilme temennisiyle…

Yorumlar (0)

20°
az bulutlu
Namaz Vakti 27 Mayıs 2020
İmsak 03:16
Güneş 05:07
Öğle 12:42
İkindi 16:39
Akşam 20:08
Yatsı 21:51
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 26 53
2. Başakşehir 26 53
3. Galatasaray 26 50
4. Sivasspor 26 49
5. Beşiktaş 26 44
6. Alanyaspor 26 43
7. Fenerbahçe 26 40
8. Göztepe 26 37
9. Gaziantep FK 26 32
10. Denizlispor 26 31
11. Antalyaspor 26 30
12. Gençlerbirliği 26 28
13. Kasımpaşa 26 26
14. Konyaspor 26 26
15. Malatyaspor 26 25
16. Çaykur Rizespor 26 25
17. Ankaragücü 26 23
18. Kayserispor 26 22
Takımlar O P
1. Hatayspor 28 53
2. Erzurum BB 28 47
3. Bursaspor 28 46
4. Adana Demirspor 28 45
5. Akhisar Bld.Spor 28 45
6. Fatih Karagümrük 28 43
7. Altay 28 43
8. Ümraniye 28 40
9. Giresunspor 27 38
10. Keçiörengücü 28 35
11. Balıkesirspor 28 35
12. Menemen Belediyespor 28 35
13. İstanbulspor 27 33
14. Altınordu 28 31
15. Boluspor 28 25
16. Osmanlıspor 28 24
17. Adanaspor 28 20
18. Eskişehirspor 28 17
Takımlar O P
1. Liverpool 29 82
2. Man City 28 57
3. Leicester City 29 53
4. Chelsea 29 48
5. M. United 29 45
6. Wolverhampton 29 43
7. Sheffield United 28 43
8. Tottenham 29 41
9. Arsenal 28 40
10. Burnley 29 39
11. Crystal Palace 29 39
12. Everton 29 37
13. Newcastle 29 35
14. Southampton 29 34
15. Brighton 29 29
16. West Ham 29 27
17. Watford 29 27
18. Bournemouth 29 27
19. Aston Villa 28 25
20. Norwich City 29 21
Takımlar O P
1. Barcelona 27 58
2. Real Madrid 27 56
3. Sevilla 27 47
4. Real Sociedad 27 46
5. Getafe 27 46
6. Atletico Madrid 27 45
7. Valencia 27 42
8. Villarreal 27 38
9. Granada 27 38
10. Athletic Bilbao 27 37
11. Osasuna 27 34
12. Real Betis 27 33
13. Levante 27 33
14. Deportivo Alaves 27 32
15. Real Valladolid 27 29
16. Eibar 27 27
17. Celta de Vigo 27 26
18. Mallorca 27 25
19. Leganés 27 23
20. Espanyol 27 20
banner2014
banner2034
Arşiv