11.Yargı Paketi Meclis’e sunulduktan sonra en çok konuşulan başlık, pakete son anda eklenen ve kamuoyunda “Covid düzenlemesi” olarak anılan örtülü af maddesi oldu. Düzenlemenin kapsamı geniş ve birçok hükümlüyü etkileyebilecek nitelikte. En çok merak edilen soru ise olası tahliyelerin deprem davalarını da kapsayıp kapsamayacağı.
Pakette yer alan geçiş düzenlemesi, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen suçlar için erken açık cezaevine ayrılma ve daha erken denetimli serbestlik hakkı getiriyor. Bu ifade, doğal olarak deprem dosyalarına bakan ailelerde ve hukuk çevrelerinde yeni bir tartışmayı ateşledi.
Düzenleme neyi değiştiriyor?
AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler’in açıklamasına göre teklif, 2023 yazında uygulanan idari infaz düzenlemesinin kapsamını genişletiyor. Buna göre kapalı cezaevinde bulunan bir hükümlü, açık cezaevine normalden üç yıl daha erken geçebilecek. Açık cezaevinde bulunanlar ise denetimli serbestliğe yine üç yıl erken çıkabilecek.
Bu teknik gibi görünen süre azaltımı, pratikte yüz binlerce kişinin ceza sürecini kısaltabilen bir kaldıraç haline geliyor. Güler, bu adımın yeni hükümlüler için “eşitlik ilkesi” gereği getirildiğini savundu.
Deprem davaları dahil mi?
Paketteki en kritik cümle “31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlar” ifadesi oldu. Bu eşik, 6 Şubat 2023 depremleriyle ilgili yürüyen ceza dosyalarını doğrudan içine alıyor. Hukukçular, özellikle yapı güvenliği ve müteahhit sorumluluğu davalarında verilen bilinçli taksir hükümlerinin bu maddeden yararlanacağı görüşünde.
Gazeteci Gökçer Tahincioğlu’nun değerlendirmesinde, deprem bölgelerinde açılan davaların önemli bölümünde cezaların 22 yıl civarında olduğu hatırlatıldı. Bu cezalar mevcut infaz rejimiyle zaten yarıya düşüyor. Üzerine açık cezaevi ve denetimli serbestlik avantajlarının eklenmesi, hükümlülerin fiilî yatış süresini oldukça kısaltıyor.
Ailelerin iki yıldır adalet peşinde koştuğu dosyalarda böyle bir ihtimalin belirmesi, tartışmayı iyice sertleştirdi.
Cinayet, istismar ve ağır suçlar da kapsamda
Madde, suç ayrımı yapmıyor. Yani insan öldürme, yaralama, dolandırıcılık, hırsızlık, taciz ve istismar dahil olmak üzere tüm suç gruplarında hükümlü olan kişiler bu düzenlemeden yararlanabilecek. Bu durum, kamuoyunda “örtülü af” eleştirilerini güçlendirdi.
Süre azaltımı teknik bir düzenleme olarak sunulsa da pratikte ağır suçtan mahkûm birçok kişinin daha erken tahliye edilmesine kapı açıyor. Hukukçular bunun bir “infaz ayarı” değil, fiilen af niteliğinde bir sonuç doğurduğunu belirtiyor.
Kaç kişi etkilenecek?
Abdullah Güler’e göre düzenleme, ilk aşamada cezaevlerinde bulunan yaklaşık 54–55 bin mahkûmu doğrudan ilgilendiriyor. Önümüzdeki bir yıl içinde kararları kesinleşecek dosyalar da hesaba katıldığında toplam etki alanının 80–90 bin kişiye ulaşabileceği tahmin ediliyor.
Bu sayı, hem cezaevlerinin yoğunluğu hem de toplumsal etkisi bakımından oldukça yüksek. Bu yüzden tartışmanın teknik çerçeveyi aşarak siyasi ve toplumsal boyutta büyümesi sürpriz olmadı.
Toplumdaki etkisi ne olacak?
Kararın geniş kesimleri etkilemesi, özellikle deprem bölgesindeki ailelerde yeniden yaraları kanırtan bir duygusal yük oluşturuyor. Yargı paketine yönelik itirazların bir kısmı hukuki gerekçelere, bir kısmı ise doğrudan adalet algısına dayanıyor.
Gelişmenin ceza infaz sistemine nefes aldıracağı savunulsa da vatandaşın duyduğu kaygı, yeni dönemin en görünür tartışması olmaya aday.