Hep merak eder dururdum. Geçtiğimiz günlerde yolu Osmancık’a düştüğünde sordum. Fotoğraflar üzerinden hareketle makam odasının baş köşesinde bulunan baretin hikayesini sordum.
Tıpkı Hz Mevlana’nın “Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak” dediği gibi.
Çorum’un Osmancık ilçesinin Çiftlik köyünde başlayan acılı fakat acılardan derman bularak vatana hizmetin ve yükselişin en ilginç hikayesi.
Önce derin bir nefes aldı ve başladı anlatmaya. O anlattı ve anlattıkça da ben notlar aldım. Anladım ki; karşımda acıları içerisinde kaybolmayan ve acılarından güç alan yürekli bir adam var.
Bu hikaye, Ak Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı, 23,24 ve 25'ci dönem Çorum Milletvekili Dr. Cahit Bağcı’ya odasının baş köşesinde duran baretin hikayesi.
Kırk yıl öncesine gittik birlikte. Kırk yıl önce yaşadığı acıyı paylaştı benimle gözleri dolu dolu "Ben kırk yıldan bu yana bu acı ile yaşıyor ve hayata acılarımla tutunarak güç alıyorum" dedi.
"Baretsiz olmaz hocam” dedi. "Baret benim özüm, hayatımın bir parçası ve acılarım için önemli ve rahmetli babamın kokusunu ve alınterini taşıyor o baret" derken yine gözlerinin nemlendiğine şahit oldum.
"Nasıl ki" dedim.
Yine derin bir nefes aldı ve anlatmaya devam etti.
"1975 yılının son saatleri Çorum’da, Dodurga’da ve bütün Türkiye coğrafyasında siyah beyaz televizyonların yılı yıla bağladığı bir gecede, Çiftlik köyünde bizim ocağımıza ateş düştü.”
"Hocam işte o baret; 1975 yılının son saatlerinde yer altında meydana gelen maden kazasında hayatını kaybeden Dodurga madeni yer altı nakliye çavuşu Ömer Bağcı’nın baretidir. İşte ben baretin sahibi maden şehidi Ömer Bağcı’nın oğluyum" derken cümle tamamlanır tamamlanmaz gözlerinin dolduğunu hissettim.
Çayımdan bir yudum alarak dolan gözlerimin yaşını hissettirmemek için sohbetime bir süre ara vermek zorunda kaldım.
Acılara alışkın olan Bağcı, mübarek bir ramazan akşamında gözlerini semaya dikerek anlatımına devam etti.
"Ben alışkınım hoca acılar bana güç verdi ve işte benim hayatım bundan sonra başladı" dedi.
Biraz cesaretlendim ve notlar almaya devam ettim. Nasıl ki? dedim.
“İşte o baret; bana babamın kömür ocağı çıkışında babamın karalı ellerini ve o nasırlı ellerle Nurettin Çakır’ın fırınından alınıp soframıza gelen somun ekmeğini hatırlatıyor” dedi.
Hocam; O baret bana babamın vefatı sonrası köyümüzden Osmancık’a taşındığımızı Güney Mahallesi'nde merhum Mehmet Öz amcanın ve Aliye teyzenin evinin bir odasında öğrencilik yıllarımı ve Çorum İmam Hatip Lisesi'ndeki parasız yatılılık yıllarımı ve yetim aylığı ile kıt kanaat geçirilen üniversite öğrencilik yıllarımdaki bütün hatıralarım tıpkı bir hafıza kartı gibi bütün anılarım bu baretin hikayesinde saklıdır”
Soma Maden kazasında hayatını kaybeden madencilerle meclisteki aktif rolü ile ilgili konu geldi aklıma ve sordum.
Soma faciası sonrası TBMM kürsüsünde "TBMM 176 sayılı İLO sözleşmesini mutlaka ve derhal onaylanmalıdır” diye haykırdığı günleri derhal onaylamalıdır" diye haykırdığı günleri hatırlattım.
Soma araştırma komisyonu başkanı ile madenciler ve madencilik konusundaki yaptığı uzun görüşmeleri anlattı.
Sayın Başbakanla ilgili bakanlarla ve grup başkan vekilleri ile görüşmelerini anlattı bu konuda yaptığı lobi faaliyetlerini açıkladı. Hazırladığı dosyaların anladım ki, mevzu derin ve Sayın Bağcı için bu baret sadece bir sembolizm değil, sayın vekilin hücrelerine kadar işlemiş acılı bir hayat hikayesini sembolize eden hatıralarla dolu.
Ve bu baret tüm madenci ve emekçilerinin alınterini sembolize ediyor. Ve anladım ki, bize göre de bu baret, hayatın ilmek ilmek ördüğü bir yaşam hikayesini anlatıyor.
Bağcı, baret ile birlikte yaşadıkça tıpkı çeliğe verilen su misali acılarından güç almış ve anladım ki Sayın Bağcı'nın hayatı baret ile ilmek ilmek örülmüş.