Her sene kutlanan ve gazete sayfalarını dolduran Çanakkale Zaferinin artık yeniden yorumlanması gerektiği kanaatindeyim. Hamaset döktürmekten, biraz sonra aşağıda sayacağım gerçekleri göremeyen her kim varsa onlar için şunları yazıyorum.
Bir kere Çanakkale bir zafer değil bir müdafaadır. Dünya kadar şehit vererek kazandığımız bir toprak parçası yoktur. Çanakkale boğazı daha, çarpışmalar devam ederken İngiliz denizaltıları tarafından defalarca geçilmiştir. Öyle ki Haliç’e girip hastane gemilerimizi batıracak, gemideki binlerce gazi ve yaralıyı şehit edecek hatta kıyıları torpilleyecek kadar da başarılı olmuşlardır.
Çanakkale bu tarihten sonra İstanbul’un işgali münasebetiyle iki yıl sonra bir kere daha geçilmiştir. İngiliz zırhlıları İstanbul’u işgal etmiş. Toplarını Dolmabahçe’ye çevirerek memleketi işgale başlamışlardır.(Hani Çanakkale geçilmezdi.)
Eğer bu günkü 30 milyon tiryakinin cebinde Amerikan sigarası, on beş milyon öğrencinin elinde Amerikan kolası, 22 milyon sarhoşun kadehinde İngiliz ve Amerikan şirketlerinin içkisi var ve yüz yetmiş dizinin hemen hepsinde alkol sofraları kuruluyorsa Çanakkale çoktan geçilmiştir.
Bilhassa Amerikan-İngiliz ortak yapımı bu zehirli sigaraların meydana getirdiği kanserlerden yılda iki Çorum nüfusu pisipisine ölüyor ve gündüz üç yüz tiryakinin by pass ameliyatlarına ve kanser ilaçlarına silahlı kuvvetler bütçesinin üç katı harcanıyorsa Çanakkale geçilmiştir.
One minütlerden sonra İsrail gibi yeryüzünün gelmiş geçmiş en terörist devletine hala bir yaptırım uygulayamamış ve Filistin’deki tüm zulümlerine, Mossad ajanlarının Tübitak mühendislerini katletmesine karşı bir şey yapamıyorsak Çanakkale geçilmiştir.
Ülkedeki pos makinelerini, ticari banka sistemleri ve bilgisayar yazılımlarının fişini çekseler memleketi iktisadi olarak bir günde çökertecek olan ipleri, eni- boyu Ankara kadar bir yerde yaşayan eski Osmanlı toprağının işgalcisi olan Yahudi topluluğunun eline verdiysek Çanakkale yine geçilmiştir.
İstanbul’da yapılan bir ankette 110 bin üniversite öğrencisinin yüzde sekseni okulu bitirip de kapağı İngiltere’ye veya Amerika’ya bir atsak diye imza veriyorsa Çanakkale yine geçilmiştir.
İngiltere büyükelçiliğinin önünde o ülkeye mutlaka gitmek ve İngilizce öğrenmek için vize almaya çalışan bunun için günlerce kuyruğa girip küflü Beyoğlu kaldırımlarını bekleyen, sonrada tüm malını ve bankadaki parasını, evinin tapularını ibraz edip merhamet dilenen ne kadar ahmak varsa Çanakkale geçilmiştir.
Yine oralara gidip çalışmak ve vatandaşlık almak için iki büklüm el pençe divan duran hatta “Türkiye’de bize işkence ediyorlar, dilimizi konuşamıyoruz, inancımızı yaşayamıyoruz” diye elin gavuruna yamanmaya çalışarak ve Türkiye’yi şikayet eden binlerce hain varsa Çanakkaleler elbette geçilmiştir.
Bu ülkenin, popüler kültür çağının modern gençleri olarak boy gösteren, yediği hormonlu gıdalardan erken ergenleşen, önünü-arkasını düşünmeyen, vardan-yoktan anlamayan, tasarruf nedir bilmeyen, israfın manasını kavramayan; ara, hayaya, utanmaya, edebe, vatana, millete, imana, şehadete, ecdada yabancı, Çanakkaleyi otobüs turlarıyla gezmekten ve o gün okullarda şiir okumak ve gitar çalmaktan ibaret sanan; otobüs duraklarında sigara içen kızları ve sokaklarda sevişen gençleri varsa Çanakkale geçilmiştir.
Kafirin dev zırhlısından atılan iki metre boyundaki dev mermilerin düştüğü yerde otuz Mehmetçiğin beyinlerine varıncaya kadar havalara uçup,parçalanarak şehit olduğu; bir anda patlamanın şiddetinden bağırsakları avuç avuç yerlere saçılan yıllarca hastalanarak kanlar kusan dedemin o günlerden hatıra kalan kırmızı Çanakkale madalyası tam karşımda duruyorsa ve bu kadar hamasetin vıcık vıcık sinevizyon destekli ve kısık sesli anma toplantılarını artık hiçte samimi bulmuyorsam;
Çanakkale geçilmiştir.
Alman Genelkurmayının yönettiği bir harbi tamamıyla Atatürk’ün zaferi zanneden ve şu bilgisayar çağında hala Seyit onbaşının hikayeleri ile övünen ne kadar insan varsa herkesi bir daha yeniden ÇANAKKALE’yi ve “Bu aziz vatanın geleceğini” düşünmeye davet ediyorum.
Saygılarımızla…