Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

22.06.2020, 23:03 4141

Bugüne Kadar Ne Yazabildiniz ?

“Bilgi ‘insan taşısın’ diye değil ‘yaşasın’ diye insanın hizmetine sunulmuş bir nimettir. Çünkü onu taşıyan hamal oluyor; yaşayan ise kemal buluyor” derim hemen her fırsatta. Zira sahip olduğumuzu sandığımız bilgi gözle görülmeyendir ve o bilgi hayata yansıdığı zaman görünür ve işe yarar hale gelir.

Bilgiye bu fikriyatla baktığımızda ise hayatın her alanında “güven adası” olması gereken müslümanın, ait olduğu manevi dinamikleri yani sahip olduğu imanını kaleme benzetebilmek mümkün sanırım.

Nasıl, hep beraber bakalım;

Bu tespitime göre müslümanın imanı (kalemin sahibine hürmeten) kainat kitabına dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmaksızın iyiliği, sevgiyi, merhameti ve adaleti yazmakla mükellef bir kalem; kıldığı namaz, tuttuğu oruç, verdiği zekat, nasip olunan hacc ise iman kaleminin mürekkebidir. O kalemin görevi ise kainat kitabında kaderinin kaderiyle kesiştiği her yaratılmışın yaşamını katıksız sevgisiyle, engin merhametiyle, ucu kendisine dokunsa bile şaşmaz adaleti ile cennete çevirmektir.

Öyleyse bu bakış açısıyla diyebiliriz ki; bir kalem nasıl ki insan beynindeki görünmeyen bilgiyi kâğıda döküp yazılı hale getiriyorsa, iman iddiasındaki her birey de içinde var olduğunu söylediği görünmeyen imanla, hayatın sayfalarına davranışlarıyla sevgiyi, merhameti ve adaleti yazan insandır.

Bu bakışı kabul edecek olursak da “davranışlar üzerinde görülmeyen inancın yazmayan bir kalem gibi” olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Bu “yazma” işini başarabilen insan da; bulunduğu yerin “şeklini alan” kişi değil, bulunduğu yere “şeklini veren” kişi haline gelir.

Bu konuda “anlaştıysak” sizi zihnimdeki kavgaya ortak edip asıl soruma gelebilirim;

Peki bizler sahip olduğumuz zengin bir manevi mirasa ve bunların sunduğu dinamiklere rağmen (ilkin insan sonra da müslüman sıfatımızla) nasıl oldu da “şekil veren” değil de “şekil alan” kişi haline geldik ki kalemlerimiz “yazmaz” oldu?

Hepimizin ‘bildiği’ gibi aşkın bir sevgi hamuru ile yoğrularak yaratılan kâinat, “adalet ve merhamet” terazisi üzerine oturtulmuştur ve bu terazinin dengede durması huzur; dengesizliği ise huzursuzluk, gözyaşı, acı demektir.

Sorumuza sağlıklı bir cevap bulabilmek adına daha önceki yazılarımda değindiğim bir konuyu burada yeniden açmakta fayda var;

Kitabullah ısrarla üç tane önemli puttan bahseder ve bu putların isimlerinin geçiyor olması kıyamete kadar etkilerini yitirmeyecekleri yönünde bir işaret koyar önümüze; ama aynı zamanda bunlara meyledilen bir toplumda sözünü ettiğim dengenin bozulacağı, kalemlerin “iyilik, sevgi ve adalet adına” değil “nefret, düşmanlık, kin, öfke” adına yazacağı konusunda da ısrarla uyarır. Zira büyük bir çoğunluğumuzun isimlerini kulaktan dolma bilgilerle öğrendiğimiz ama (hep olduğu gibi) anlamlarını yazık ki merak etmediğimiz Lat; yönetim ve iktidarın, Uzza; gücün, Menat ise paranın sembolü olarak öne çıkıyor.

Bu kelimelerin etimolojik anlamlarına yöneldiğimizde (yani kökenlerini araştırdığımızda) Lat kelimesinin evreni yaratan ‘ilah’ kelimesi ile aynı kökten geldiğini ve eski çağlarda Aramice/İbranice’ye kadar uzanan Arapça’nın kök dillerinde kişiyi ‘içeriden yöneten şey’, ‘mutlak itaat, otorite’yi ifade ettiğini; Uzza kelimesinin ‘güç, kuvvet’ anlamına gelen ‘Aziz’ isminin farklı bir şekilde telaffuzu olduğunu; Menat kelimesinin ise ‘para,ekonomik güç, sahip olma yetisi’ anlamını taşıdığını görüyoruz.

Kitabullahın “neden” bu kelimeleri andığı, bu kelimelerin işaret ettiği ‘tehlike(ler)in’ neler olabileceği, bu kelimelerin günümüzdeki karşılığı “ne olabileceği” türünden sorulara ise, ilahi kelam yalın bir dille kendisi cevap veriyor;

Bu üç kavram, o gün için belki taştan tahtadan bir takım heykellerdi ama şehre (Mekke’ye) hâkim insanların o günkü “mülk hırsını" ifade etmekteydi. Her ne kadar dışsallaşıp Kabe’nin içine, sağına ve soluna heykel olarak dikilmişlerse de; bu hırsı esasında onların (Ebu Cehil, Ebu Lehep, Velid b. Muğire gibi şehre hakim çetenin yani Yeda Ebu Lehep’in) içsel dünyalarında, tutku ve ihtiraslarında aramak gerekiyordu. Çünkü önemli olan önce bunların yüreklerden sökülmesiydi ki; onların dışsallaşmış halini Mekke’nin Fethi ile bir saate yakın bir sürede yerle bir eden Alemlere rahmet olan, içsel halleriyle tam yirmi üç yıl boyunca mücadele verdi.

Kitabullah’ın tüm zaman ve mekanlara hitap eden “evrensellik” ilkesinden yola çıkarak, anılan ve ‘tehlikesi’ işaret edilen bu üç kelimeyi alıp yaşadığımız çağın göğsüne monte ettiğinizde ise o günün dengesini bozan üç ana unsurun bugün de canlılığını olduğu gibi koruduğunu görüyorsunuz.

Zira “otorite” olarak andığımız Lat, “devlet, saltanat, taht, lider, ecdad, egemenlik, sınır, ulus” olarak; “güç” olarak andığımız Uzza, “silah, petrol, toprak, nüfus, nüfuz” olarak; “para” olarak andığımız Menat ise “sermaye, banka, altın, gümüş, dolar, euro” olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün sadece sekiz kişinin mal varlığının dünyadaki tüm insanların yarısının mal varlığına eşit olduğu bir dünyada otorite sevdasından doğan emperyalizm; güç tapıncından ortaya çıkan faşizm; para hırsından tüm kültürleri yerle bir eden kapitalizm kavramları ise bu konudaki taşları yerine oturtuyor.

Bu anlam derinliği ise; müslümanların kalemlerinin dünya nüfusunun üçte birlik karşılığı olana iki milyara yakın sayılarına ve bu sayının yaklaşık yüzde yetmişbeşinin otuzbeş yaş altı olmasına rağmen neden “sevgi,merhamet ve adalet” adına bir şey yazamadıkları sorusuna yöneltiyor bizi.

Özellikle günümüzdeki ahvalimizi tam anlamıyla resmedecek bu sorunun sizdeki cevabını bilmiyorum ama aklımla kalbimin buluştuğu kendi cevabımı paylaşmadan geçmek istemiyorum;

Öncelikle “iman” dediğimiz ve “görmediğine inanmak, güvenmek” olarak tabir edeceğimiz kavram çok katlı bir binadır ve bence bu binanın temeli “şuur” yani bilinçtir.

Bizim kaybettiğimiz nokta tam da burası işte. Çünkü biz şuura uzanmak konusunda kim ne derse desin “öksüz ve yetim” durumdayız.

Zira şuura ulaştıracak “niçin” sorusundan çok uzakta “nasıl” sorusu ile meşgulüz.

Mesela “niçin namaz kılmalıyım” sorumuz yok, “nasıl namaz kılmalıyım” var. Bu yüzden namaz ruhsuz bir oturup kalkma veya sözüm ona “borç ödeme” seansına dönüşüyor ve kılana bir şey kazandırmıyor.

Niçin oruç tutup, aç kalayım” düşüncemiz yok, “orucu ne bozar” düşüncesi var. Bu yüzden otuz gün aç, susuz kaldığımız halde sokaklarımız halen aç, yoksul ve kimsesiz insanlarla dolu ve asıl gayesi “nefsi tezkiye edip yeryüzünden yoksulluğu silmek olan” orucun bu gayesini atlayıp; on iki ay boyunca aklımıza, feraset ve basiretimize, bir ay ise midemize oruç tutturmuş oluyoruz.

“Nasıl” diriltileceğini sormaktan önce “niçin” yaratıldığını sorgulamayan şuurdan nasiplenmemiş bir zihin, pek tabi ki toplumun kabullerinin peşine düşüp onlara kutsallık atfedecek ve giydirdiği kutsallık gömleğini ısrarla “muhafaza” etmeye çalışacaktır. Üstelik bu “muhafaza”nın elindeki “iman” kaleminin mürekkebini bir vakum gibi emdiğinin farkında dahi olmadan.

Alın başınızı ellerinizin arasına ve bu yazıyla olsun beş dakikalığına düşünün ne olur;

Kadın ve kızlarımıza “nasıl” örtüneceklerinden önce “niçin” örtünmeleri gerektiği anlatılmış olsaydı etrafımız “örtülü çıplaklar” ile dolup taşar mıydı? Tesettür kavramı alimlerimizin teferruatları arasına karışırken, tesettür modası milyar dolarla anılıp karuni çıkarlar arasında kapitalizme kurban gider miydi? Bugün tesettür modasına akan paralar ile dünyadaki açlığı kaç kez kökünden kurutacağınızı bir araştırın isterseniz!

“Nasıl” namaz kılacağımız, “nasıl” oruç tutacağımız, “nasıl” hac yapacağımızdan önce bunların amacını ve dışa dönük yansımasını ortaya koyan “niçin yapmalıyız” sorusunu kendimize sormuş olsaydık; bu saydığım ritüeller ruhsuz birer tekrarın dışına çıkıp elimizdeki “iman” kalemi ile kâinat kitabına sevgi, saygı, şefkat, rahmet,adalet ve merhameti yazmaz mıydık?

Her yıl din görevlileri rehberliğinde kutsal topraklara giden yüz binlerce hacı adayımıza tavafın nasıl olacağı, kurbanın nasıl kesileceği, şeytanın nasıl taşlanacağı anlatılırken haccın niçin emredildiği ve orda ortaya konan her davranışın niçin yapıldığı anlatılmış, idrak ettirilmiş olsaydı (bu amaca ulaşabilenlere selam olsun); şeytan taşlayıp hacı olan kardeşlerimiz, döndükleri zaman hala aynı şeytani düşünce ve sistemlerin peşinde olur veya dün taşladığının bugün yanında yer alır mıydı?

Niçin sorusu sorulamadığından değil midir ki; peygamberin yirmi üç yılda inşa ettiği topluluk asırlar sonra da olsa bir daha ortaya çıkmamıştır? Niçin sorusu sorulamadığından değil midir ki; tevhid tecvidin arkasında, itikat amellerin gerisinde, şuur ve tahkik taklidin gölgesinde kalmıştır?

Bir tık yukarı çıkıp bitirelim;

Kitabullah’a bütünsel olarak baktığımızda kalemin ve kaderin sahibi; İkra (Oku) ayetini Cebrail ile yollarken yirmi üç yıl sonra indireceği son ayeti de biliyor muydu? Pek tabi ki biliyordu. Ama bunu 23 yıl gibi geniş bir zaman dilimine yaydı. Niçin?

İlk inen ayetler (özellikle Mekki olanlar) bir şuur gayesi taşırken yani “niçin” sorusuna cevap verirken; sonraki yıllarda inen ayetler ise (Medeni ayetler) bu şuuru yaşama taşıyıp “niçin”in bu kez “nasıl”ına cevap verdi. Yani “yap” denilmeden önce “neden yapmalıyım” şuuru verildi ki; yirmi üç yıllık vahiy sürecinde “namaz kıl” emrinin 13.yılda, içkinin tümüyle yasaklanmasının 17.yılda, tesettür emrinin 18.yılda, hacc emrinin 19.yılda, faizin kesin olarak yasaklanmasının ise 23.yılda Veda Hutbesi ile bildirilmesi bu tespitimi doğrular.

Kitabullah’ı nüzul yani iniş sırasıyla okuduğunuzda “niçin”den “nasıl”a bir yolculuk yapıldığını görmek çok zor değil. Zira bu yolculuk tüm zamanlara örnek olabilecek bir toplumun inşasına “nereden” başladığı ve buna “nasıl” devam ettiği konusunda bize rehberlik yapar.

Alak Süresi ile başlayıp Nasr Süresi ile bitireceğiniz bu yolculukta Mekke’yi yaşamadan yani oradaki yokluğu, sıkıntıyı, darlığı, ambargoyu soluklamadan; Medine’yi inşa edemeyeceğiniz, medeniyete kavuşamayacağınız ve oradaki bolluğa eremeyeceğiniz gerçeği benliğinize tokat gibi çarpar. Çünkü “iman” kaleminin mürekkebi Mekke’de yaşanan acı, gözyaşı,sıkıntı dolu o yılların gölgesinde “niçin” sorusu ile dolmuş; Medine ise bu kalemin kâinata yazdığı sevgi, barış, kardeşlik, merhamet ve adaletin çağlar ötesine günümüze taşınan gerçekliğinin kitabını yazmıştır.

Kendi öz evladını diri diri toprağa gömen kömür karası bir toplumdan; yürürken yerdeki haşerat ezilmesin diye ayağına çıngırak bağlayan elmas gibi bir topluma nasıl ulaşıldı sanıyorsunuz?

Unutmamalıyız ki;

Kitabullah’taki her bir ayet iman iddiasında olanlar için birer işarettir ve hiçbir işaret ‘bana bak’ demez, ‘gösterdiğim yere bak’ der. Gösterdiğim yere bak ki iman kalemin dokunduğun her yere; kaderinin kaderiyle kesiştiği herkese sevgiyi, kardeşliği,merhameti, barışı, adaleti satır satır yazsın; ilmek ilmek nakşetsin ki bu dünyada inşa etmeye çalıştığın cennet ötelerde gerçekten “evin” olsun!

Kalemiyle sevgiyi, merhameti,adaleti nakşedenlere selam olsun

Yorumlar (0)

28°
az bulutlu
Namaz Vakti 11 Temmuz 2020
İmsak 03:19
Güneş 05:12
Öğle 12:51
İkindi 16:49
Akşam 20:19
Yatsı 22:04
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 31 66
2. Trabzonspor 31 62
3. Sivasspor 31 54
4. Beşiktaş 31 53
5. Galatasaray 31 52
6. Alanyaspor 31 51
7. Fenerbahçe 31 50
8. Gaziantep FK 31 41
9. Göztepe 31 39
10. Antalyaspor 31 38
11. Kasımpaşa 31 36
12. Gençlerbirliği 31 33
13. Malatyaspor 31 32
14. Denizlispor 31 32
15. Çaykur Rizespor 31 32
16. Kayserispor 31 31
17. Konyaspor 31 30
18. Ankaragücü 31 26
Takımlar O P
1. Hatayspor 32 60
2. Erzurum BB 32 56
3. Adana Demirspor 32 55
4. Bursaspor 32 55
5. Akhisar Bld.Spor 32 54
6. Fatih Karagümrük 32 53
7. Altay 32 51
8. Ümraniye 32 44
9. Keçiörengücü 32 44
10. Giresunspor 32 44
11. Menemen Belediyespor 32 42
12. İstanbulspor 32 37
13. Balıkesirspor 32 35
14. Altınordu 32 33
15. Boluspor 32 30
16. Osmanlıspor 32 27
17. Adanaspor 32 21
18. Eskişehirspor 32 12
Takımlar O P
1. Liverpool 34 92
2. Man City 34 69
3. Chelsea 34 60
4. Leicester City 34 59
5. M. United 34 58
6. Wolverhampton 34 52
7. Sheffield United 34 51
8. Arsenal 34 50
9. Tottenham 34 49
10. Burnley 34 49
11. Everton 34 45
12. Southampton 34 44
13. Newcastle 34 43
14. Crystal Palace 34 42
15. Brighton 34 36
16. West Ham 34 31
17. Watford 34 31
18. Bournemouth 34 28
19. Aston Villa 34 27
20. Norwich City 34 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 35 80
2. Barcelona 35 76
3. Atletico Madrid 35 63
4. Sevilla 35 63
5. Villarreal 35 57
6. Getafe 35 53
7. Real Sociedad 35 51
8. Valencia 35 50
9. Granada 35 50
10. Athletic Bilbao 35 48
11. Osasuna 35 45
12. Levante 35 43
13. Real Betis 35 41
14. Real Valladolid 35 39
15. Eibar 35 36
16. Celta de Vigo 35 36
17. Deportivo Alaves 35 35
18. Mallorca 35 32
19. Leganés 35 29
20. Espanyol 35 24
banner2034
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@
Bumerang - Yazarkafe