Çorum Haberleri

Bir kentin suskunluğu: Çorum Katliamı’nın unutulan yüzü

1980 yılında Çorum’da yaşanan olaylar, sadece bir şehrin değil, Türkiye'nin siyasi ve mezhepsel tarihindeki en karanlık sayfalarından birini oluşturuyor. Alevi yurttaşların hedef alındığı bu saldırılar, 12 Eylül darbesine giden sürecin kanlı habercisi oldu.

Abone Ol

1980 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında Çorum’da meydana gelen mezhepsel temelli saldırılar, resmi kayıtlara göre 57 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına ve büyük bir sosyal travmaya yol açtı. Alevi yurttaşların hedef alındığı bu olaylar, Türkiye’yi 12 Eylül askeri darbesine götüren sürecin en kanlı halkalarından biri olarak tarihe geçti.

Katliam hangi siyasi ve toplumsal ortamda başladı?

1970’lerin sonlarında Türkiye, sol ve sağ görüşlü gruplar arasında şiddetin sıradanlaştığı bir atmosfere sürüklenmişti. Aleviler, bu dönemde Kahramanmaraş, Sivas ve Malatya gibi kentlerdeki toplu saldırılarda özel olarak hedef haline gelmişti. Çorum da, darbe öncesi artan gerilimin odak noktalarından biri haline geldi. Olaylardan önce kentteki kritik idari pozisyonlara sağ görüşe yakın isimlerin atanması dikkat çekerken, MHP çizgisindeki kadroların yükselişi kamuoyunda huzursuzluk yarattı.

Şiddet nasıl başladı ve nasıl yayıldı?

28 Mayıs 1980’de ülkücü grupların “intikam” sloganlarıyla yaptığı yürüyüş, sol görüşlü esnafa saldırılarla çatışmaya dönüştü. Kentin ana caddeleri yağmalandı, bazı dükkânlar ateşe verildi. 29 Mayıs’ta da devam eden saldırılar mahalle çatışmalarına yol açtı. Alevilerin yoğun yaşadığı Milönü Mahallesi, silahlı saldırıların merkezi haline geldi. Sokağa çıkma yasağı ilan edilse de şiddet önlenemedi. Yerel gazeteler ve kitapçılar da ülkücü grupların hedefi oldu.

Temmuz 1980’de neler yaşandı?

İkinci dalga saldırılar 1 Temmuz’da başladı. İlk gün 4 kişi öldürüldü, sokağa çıkma yasağı tekrar ilan edildi. Ancak bu yasak, silahlı saldırıları durduramadı. 4 Temmuz’da Alaaddin Camii’nin bombalandığına dair asılsız söylentiler yayıldı. Devlet radyosu ve cami hoparlörlerinden “cihat” çağrıları yapılırken, şebeke suyunun zehirlendiği iddiası kentteki tansiyonu daha da artırdı. Kalabalık gruplar uzun namlulu silahlarla Milönü semtine saldırdı, bazı evler bombalandı. Aleviler barikatlarla kendilerini savunmaya çalıştı.

Devletin rolü neydi, müdahale yeterli miydi?

Tanıklar, polis ve askerlerin olaylara ya geç müdahale ettiğini ya da bazı durumlarda saldırganlara göz yumduğunu iddia etti. Bir panzerin Milönü’ne girerek açtığı ateşle hamile bir kadın ve bir öğretmenin ölmesi, devletin tarafsızlığına gölge düşürdü. Bu süreçte güvenlik güçlerinin bazı Alevi vatandaşları gözaltına aldıktan sonra işkenceyle öldürdüğü yönünde de iddialar ortaya atıldı. Çorum’daki katliam, ancak 5 Temmuz gecesi geniş çaplı askerî müdahaleyle bastırılabildi.

Yargılama süreci adalet sağladı mı?

Katliamın ardından kapsamlı bir yargılama süreci başlatılmadı. Olaylara dair açılan davalar parçalara ayrılarak farklı mahkemelere dağıtıldı. Ana dava Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi’nde sekiz yıl sürdü. Sonuçta yalnızca iki kişiye idam cezası verildi (daha sonra müebbete çevrildi), diğer sanıklar ise çeşitli gerekçelerle serbest bırakıldı. Bu durum, mağdur yakınlarında ve kamuoyunda adaletin sağlanamadığı yönünde derin bir hayal kırıklığı yarattı.

Siyasi aktörler olaylara nasıl tepki verdi?

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Çorum’daki olayları küçümseyerek, “Siz Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın” açıklamasıyla tepkileri başka yöne çekmeye çalıştı. İçişleri Bakanı Mustafa Gülcügil ise saldırıları sol grupların provokasyonu olarak nitelendirdi. CHP lideri Bülent Ecevit ise katliamın sağcı militanlarca planlandığını, devletin ise bu saldırıları örtbas ettiğini açıkladı. Ancak siyasi hesaplar ve yaklaşan darbe süreci nedeniyle Çorum olayları toplumun geniş kesimleri tarafından yeterince tartışılamadı.

Çorum Katliamı neden unutulmamalı?

Çorum’da yaşananlar, Türkiye’nin yakın tarihinde Alevilere yönelik sistematik dışlama ve şiddetin bir yansıması olarak hafızalarda yer edindi. Katliamın izleri bugün hâlâ silinmiş değil. Her yıl Temmuz ayında, az sayıda da olsa anma programları düzenleniyor. Alevi örgütleri ve insan hakları savunucuları, olayların üzerindeki sis perdesinin kaldırılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması için çağrılarını sürdürüyor.

Toplum ne bekliyor, çözüm ne olabilir?

Bugün gelinen noktada, Çorum Katliamı gibi olaylarla yüzleşmek, adaletin gecikmiş de olsa sağlanması ve toplumsal barışın tesisi açısından büyük önem taşıyor. Geçmişle hesaplaşmak, benzer trajedilerin tekrar etmesini önlemenin en etkili yollarından biri olarak görülüyor. Çorum’un acısı sadece bir şehrin değil, tüm Türkiye’nin ortak hafızasında yer alıyor. Bu nedenle, yaşananların unutturulmaması, gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hesap vermesi toplumsal bir borç olarak duruyor.