O görüntüleri izlerken ister istemez şu soru aklıma geldi: Eğitimde neyi kutluyoruz, neyi abartıyoruz?
Bir zamanlar okulun son günü de eğitim günlerinden biriydi. Öğrenciler karne saatine kadar dersliklerde olur, öğretmenler son güne kadar eğitim faaliyetlerini sürdürürdü. Karne, uzun bir eğitim döneminin sonunda alınan bir belgeydi; başlı başına bir gösteriye dönüşmezdi. Mezuniyet denildiğinde de akla yılların emeği, verilen mücadele ve hayata atılan büyük adımlar gelirdi. Üniversiteyi bitiren, mesleğine doğru yürüyen gençler canlanırdı gözümüzde.
Bugün ise birçok okulda mezuniyet törenleri, karne günleri ve yıl sonu etkinlikleri giderek daha gösterişli bir hale geliyor. Kimi zaman öğrencilerden çok velilerin heyecanı, eğitimden çok sahne düzeni ve sosyal medya görüntüleri öne çıkıyor. Çocukların başarısını kutlamak elbette güzeldir. Ancak kutlama ile gösteriş arasındaki çizginin giderek silikleştiği de bir gerçektir.
Özellikle sosyal medya çağında her anın paylaşılabilir bir içeriğe dönüştürülmesi, eğitim kurumlarını da etkiliyor. Bazı törenlerde öğrenciler adeta bir mezuniyet programının değil, sosyal medya videosunun figüranları gibi görünüyor. Oysa okul; gösteri merkezi değil, öğrenme ve şahsiyet kazanma yeridir.
İşin ilginç tarafı, çocukların çoğu aslında olup biteni yetişkinler kadar önemsemiyor. İlkokulu bitirmenin hatta liseyi bitirmenin de hayatın en büyük dönüm noktası olmadığını onlar da biliyor. Çoğu zaman sahnedeki heyecan velilere ait oluyor. Çocuklar ise kendilerinden beklenen rolleri yerine getiriyor.
Son yıllarda bu durum yalnızca ilkokul mezuniyetleriyle de sınırlı kalmıyor. Anaokullarında düzenlenen gösterişli mezuniyet törenleri, hatta kimi zaman kültürel anlamı çok daha derin olan sembollerin bu etkinliklere taşınması dikkat çekiyor. Geçtiğimiz günlerde bir anaokulu mezuniyetinde çocuklara kına yakıldığına ilişkin görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Oysa kına, kültürümüzde sıradan bir eğlencenin değil; bir görevin, sorumluluğun, vedanın ve önemli bir geçişin sembolüdür. Beş yaşındaki bir çocuğun eğitim hayatındaki yeni bir aşamaya başlamasını kutlamak elbette güzeldir; ancak her geçişi büyük törenlere ve sembolik gösterilere dönüştürmek, zamanla bu değerlerin anlamını da aşındırmaktadır. Çocuklar için güzel hatıralar bırakmak isterken, bazen onların doğal gelişim süreçlerini yetişkinlerin beklentileri ve sosyal medya gösterilerine teslim ettiğimiz gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekir.
Asıl üzerinde durulması gereken konu ise eğitimin özü. Çünkü bir milletin geleceği, düzenlediği törenlerle değil; yetiştirdiği nesillerle şekillenir. Eğitim yalnızca diploma vermek değil, aynı zamanda karakter kazandırmaktır. Saygıyı, sorumluluğu, çalışmayı ve emeğin değerini öğretmektir.
Bugün okullarımızın ihtiyacı daha fazla gösteri değil, daha fazla niteliktir. Daha fazla süs değil, daha fazla içeriktir. Öğretmenin otoritesinin güçlendiği, eğitimin ciddiyetinin korunduğu ve çocukların merkeze alındığı bir anlayıştır.
Belki de mezuniyetleri tamamen kaldırmak değil, onları yeniden ölçülü hale getirmek gerekiyor. Çocuklar sevinsin, arkadaşlarıyla vedalaşsın, emeklerinin karşılığını hissetsin. Ancak mezuniyetleri düğün atmosferine dönüştürmeden, eğitimin vakarını koruyarak.
Çünkü geleceği inşa eden şey, sahnedeki alkışlar değil; sınıfta verilen emektir.