Altın Madenciliği Türkiye Ekonomisini Kurtaracak mı?

Bugün Türkiye’de hali hazırda çalışan 20 adet altın maden işletmesi bulunmaktadır.

Abone Ol

Bunların ikisi (2) hariç diğerleri cevherden altını kazanmak için Siyanür Liç yöntemi ile zenginleştirilmektedir.

Uşak-Kışladağ, Erzincan-Çöpler, Kayseri-Himmetdede, Kayseri-Öksüt, Sivas-Bakırtepe, Balıkesir-İvrindi, Balıkesir-Gediktepe, Konya-İnlice ve Fatsa-Altıntepe altın madenlerinde altının çözündürme işlemi yığın liçi ile yapılmaktadır.

Geriye kalan 9 adet ise cevherin yüksek altın tenörlü (3 ppm’de yüksek) olması ve daha verimli bir kazanım yapabilmesi sebebiyle karıştırmalı tank liçi ile zenginleştirilmektedir.

MTA’nın 2020 yılında yayımladığı, Türkiye altın ve gümüş maden sahaları haritası incelendiğinde; hâlihazırda 20 altın yatağının işletildiği, 13 yatağının ise işletmeye hazırlandığı ve 22 potansiyel altın sahasının da bulunduğu görülmektedir.

Türkiye’de külçe altın üretimi ilk olarak 2001 yılında 1.4 ton’luk altın üretimi ile Bergama Ovacık altın işletmesinde başlanmıştır.

12 yıl boyunca her yıl sürekli artarak 2013 yılında 33.5 ton altın üretimi ile zirveye çıkmıştır.

2013 ile 2018 yılları arasında Dünya’da tüm metal fiyatlarındaki düşüş nedeniyle altın üreticileri gerekli maden yatırımlarını geciktirmişler ve dolayısıyla külçe altın üretimi de azalmıştır.

Ardından, 2019 yılında metal fiyatlarının artması ile 2020 yılında 41.5 ton külçe altın üretimi ile Türkiye altın üretiminde bir tarihi rekor kırmıştır.

Maalesef, 2020 yılından sonra Pandemi ile başlayan ardından ekonomik kriz ile birlikte 2022 yılında ancak 31 ton’luk bir külçe altın üretimi yapılabilmiştir.

2022 yılından sonra Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın hızlanması ve İsrail’in Filistin’e soykırım uygulayacak düzeyde saldırmasına rağmen, 2024 yılında ancak 32.5 ton külçe altın üretimine ulaşabilmiştir.

2021 yılında ki 41.5 ton’luk rekor külçe altın üretimi dikkate alındığında, 2025 yılında konu uzmanlarının beklentisi 60-70 ton külçe altın üretimini görmekti.

Fakat 2025 yılı sonunda altın üretimi yaklaşık 38 tonu bulacağı söylemleri düşünüldüğünde ve son 5 yıllık altın üretiminin ortalaması 35 ton civarı olması düşündürücüdür.

Aslında, savaş dönemlerinde tüm Dünya’da altın fiyatlarının artmasına bağlı olarak külçe altın üretimi de artar.

Altın fiyatlarının son iki yılda iki katı artmasına rağmen Türkiye’de külçe altın üretiminin artmamış olması da düşündürücüdür.

Dünya’da en büyük 10 altın şirketinin yıllık ürettiği külçe altın miktarı 2019 verilerine göre 42 ton ile 196 ton arasında iken, ülkemizde hali hazırda üretim yapan 20 firmanın toplam 37 tonluk altın üretim miktarı ile çok aşağılarda kalması da düşündürücüdür.

Ayrıca, Türkiye’nin Dünya altın üretimindeki payı da son 5 yılda % 0.8-1 arasında olması da endişe vericidir.

Bu sonuçlar, altın üretiminin bugün olduğu gibi gelecekte de Türkiye ekonomisine ciddi katkı yapamayacağına mı işaret ediyor? Sorusunu akla getirmiyor değil!

Konu uzmanlarının bir kısmı, bu durumun sebebinin, altın üreten maden firmaların altın rezerv ve tenörleri konusunda yeteri kadar ve güvenilir AR-GE çalışmalarını yapmamasından kaynaklandığını belirtiyorlar.

Konu uzmanlarının geri kalanı ise ülke siyasetindeki belirsizliklerden kaynaklandığını ileri sürmektedirler.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınlamış olduğu bir raporunda, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün (MTA) Erzincan İli Maden ve Enerji Kaynakları Raporunda belirtildiği üzere; İliç-Çöpler altın sahasında 1 ton cevher başına 1.7 gram Au (1.7 ppm) tenörlü 71.600.000 ton altın rezervi bulunduğudur.

Bu raporda, İliç’teki maden işletmesinden yığın liç’i uygulayarak %82 gibi yüksek bir metal kazanma verimi kabul edilerek, toplam külçe altın miktarının yaklaşık 100 ton olacağı öngörülmüştür.

Aslında %82’lik kazanma verimi yığın liç’i için oldukça yüksek bir değerdir.

Bu miktarı bir anda üretilemeyeceğine göre 20 yıllık bir işletme süresi düşünüldüğünde yılda ortalama 5 ton altın üretimi anlamına gelmektedir.

2010 yılında üretime başlayan işletme 2022 yılına kadar toplam 84 ton ve yıllık ortalama ise 7 ton külçe altın ürettiği görülmektedir.

Yani, İliç’te MTA tarafından ortaya konan altın miktarını 14 yılda yani 2024 yılında bitirmiş olması gerekirdi.

Diğer taraftan, hali hazırda Türkiye’de 20 altın maden ocağı olduğu düşünüldüğünde ve yılda toplam 35 ton altın üretildiğine göre, her bir altın işletmesi için yaklaşık yılda 2 ton altın üretimi anlamına gelir.

Erzincan İliç’te ortalama yıllık 7 ton külçe altın üretiliyorsa ise, diğer altın madenlerinin bazılarında üretilen külçe altın miktarı 1 tonun altında olmalıdır.

Ya da, İliç’teki altın yatağı için MTA’nın belirlediği 1.79 ppm’lik Au tenörünün aslında 2-5 kat daha fazla olduğu ortaya çıkar.

Bu sonuçlarda bir tuhaflık yok mu?

MTA gibi köklü bir kurumumuz dâhil birçok firmanın rezerv hesaplamaları ve tenör analizlerinde bir sorun olduğu ve tuhaflık barındırdığı gözükmektedir.

Bu tür tuhaflıklar basında da çok fazla çıkmaktadır.

Bir taraftan madencilik faaliyetleri çevremizi kirlettiği için altın madenlerine tamamen karşı çıkalım anlayışı basında köpürtülüyor.

Diğer taraftan, altın maden kaynaklarımız ile zengin olduk anlayışı aynı zamanda köpürtülebilmektedir.

Abartılı haberlere örnek olarak, geçen aylarda OYAK grubuna bağlı olan Ermaden (Ereğli Demir ve Çelik A.Ş.) şirketinin Sivas’ın Kangal ilçesinde altın madeni potansiyeline sahip olan yatağında yapmış olduğu bir yıllık sondaj çalışmalarını KAP’a (Kamu Aydınlatma Platformu) duyurması ile ortaya çıktı.

OYAK grubu maden ve metalürjiden çimentoya, otomotivden bankacılığa, tarım ve gıdadan enerjiye kadar birçok sektörde faaliyet gösteren ülkemizin en büyük güzide kuruluşlarından biridir.

Birçok şirketi halka açık bir yapısıyla Borsa’da işlem görmesi nedeniyle KAP’a bilgi sunmakla da yükümlüdür.

Dolayısıyla, kendi uhdesinde olduğu maden sahalarında arama sondajları yapıp bu sonuçları doğal olarak açıklamıştır.

Açıklamasında, sondaj çalışmaları sonucu yapılan kimyasal analiz sonuçlarının sahanın ortalama altın (Au) tenörünün 1 ton cevher başına 0.89 gram (0.89 ppm) olduğunu belirtmiştir.

Ülkemizde var olan altın cevherlerinin ortalama tenörleri ton başına 5 ila 15 grama kadar çıkmaktadır.

Bir önceki yazımda belirttiğim üzere, bugün Dünya’da bir altın madeninin ekonomik olarak tank liçi (çözeltme) yöntemi ile zenginleştirilebilmesi için tenörünün en az 1 ton cevher başına 3 gram altın içermesi gerekir.

Dolayısıyla, Sivas’ta keşfedilen altın yatağı bugün için hem Dünyadaki hem Türkiye’deki emsallerine kıyasla bugün için ekonomik gözükmüyor!

Gelecekte, mevcut altın rezervlerinin azalması ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte altın metal fiyatlarının da artması ile düşük tenörlü altın ocaklarını işletme ihtimali olabilir.

Diğer taraftan, düşük tenörlü altın yatakları için yığın liç’i ile değerlendirilmesi düşünülebilir mi? Sorusunu akla getiriyor!

Yığın liç’i çok uzun süreçte ve %50-70 gibi düşük bir verimle zenginleştirme yapması sebebiyle maden yatağının arama ve zenginleştirme projelendirilmesinin ciddi bir şekilde yapılmasının gerekliliğini ortaya çıkarır.

Haberde belirtildiği üzere, altın sahasında ton başına 0,89 gram Au (0.89 ppm) tenörlü 14.900.000 ton altın rezervi bulunmaktadır.

Yığın liç’i uygulandığında, verim düşüklüğü nedeniyle (%70 kazanım verimi) teorik olarak toplamda 9 ton altın ancak kazanılacaktır.

Bu değer 20 yılda üretileceği düşünüldüğünde yılda 450 kg altın üretimi anlamı gelmektedir.

Daha baştan var olan altın miktarının yarısını zenginleştirme yönteminin verimsizliği nedeniyle kazanılamaması sonucu para kaybının hesabı iyi yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bugün bir altın madeni işletmesini açabilmek için, büyüklüğüne bağlı olmakla birlikte 500-600 milyon dolar civarında ilk yatırım giderini göze almak demektir.

Altın cevherini açık ocak işletmesi ile çıkarılacak ise 1 ton cevher başına ortalama 5 $, yeraltından çıkarılacak ise yaklaşık 50 $ maliyeti olacaktır.

Bu verilere altın cevherinin boyutunun küçültülmesi ve siyanür ile zenginleştirilmesi için 1 ton cevher başına yaklaşık 30 $ masrafı da ilave etmek gerekir.

Ayrıca, 1 ton cevher başına yaklaşık 10 $’lık genel giderleri de hesaba katılmalıdır.

Altını zenginleştirdikten sonra külçe altın elde etmek için elektroliz ve izabe maliyeti 1 ons (28 gr) başına yaklaşık 8 $’lık bir maliyetini de unutmamak gerekir.

Yukarıdaki vermiş olduğum masraflara telif hakları, vergiler ve diğer masrafları da dikkate alarak %30 civarında maliyetlere eklemek gerektiğini de hatırlatmakta fayda var.

Aslında sadece işletme maliyetlerini hesaba katılırsa, altın madeni işletilebilir gözükebilir.

Esasında, madencilik faaliyeti için yapılan ilk yatırımın geri dönüşü kaç yılda olacak? Sorusunun cevabı önemlidir.

Eğer, madenin ömrü 15 yıl seçilerek belirlenen tesis kapasitesinin ilk yatırım giderinin 10 yılda geri kazanılacak ise, bu maden yatırımını yapmaya değer mi? Sorusu önemlidir!

Ayrıca, Erzincan-İliç’te 2022 yılında meydana gelen liç yığını faciasına benzer veya 2000 yılında Romanya’da Baia Mare ve 2011 yılında Kütahya-Gümüşköy’deki siyanürlü atık havuzunda meydana gelen kazaların olmaması ve gerekli önlemleri almak için harcanacak maliyetleri de hesaba katmak gerekecektir.

Tüm bunlara, toplumun ve bölge halkının siyanür ve altın kelimelerine karşı gösterdiği çevre baskısını sonucu izinlerin iptali ve çalışamama gibi sebepler ile belirsiz maliyetleri de eklemeyi unutmamak gerekecektir.

Tüm bu gerçekler ortada iken, hem TGRT’de “Maden Zengini Ülkeyiz” başlıkla hem de CNN Türk canlı yayınında kendisi enerji uzmanı olarak tanıtan Fizikçi bir akademisyen, altın madeni konusunda altın potansiyelinin Türkiye için büyük bir müjde olduğunu belirtebiliyor.

Sonra, aradan Türkiye’de 10 yıllar geçmesine rağmen yeteri kadar altın madeni çıkarılmayınca, konuyu bilmeyen halkımız “ABD ve Avrupa bizim zengin olmamızı engelliyor” algısı oluşuyor.

Aslında, tüm madencilik faaliyetleri gibi altın madenlerinin çıkarıldığı il veya bölgeye ekonomik anlamda olumlu yönde katkısı vardır.

Hem bölge insanına istihdam yaratması hem de yerel tedarikçi ve hizmet sağlayıcılara fırsatlar sunarak bölgesel ekosistemi canlandırmaktadır.

Erzincan-İliç’te bölgede tarım ve hayvancılık dışında bir iş imkânı yok iken, 2010 yılından sonra altın maden işletmesinin açılması ile yüzlerce kişiye iş ortamı sağlanmış ve bölge insanının da dolaylı olarak kazancı artmıştır.

Lakin! 13 Şubat 2024 tarihinde meydana gelen yığın liç kazası ile maalesef tüm bu olumlu hava birden ortadan kalkmış oldu.

Sadece İliç için değil şuan altın üretimi yapan 20 firma ve yapacak olan daha bir o kadar firma için altın madenciliği plaser olarak işletilse bile toplum gözünde maalesef olumsuz hava oluştu!

Altın, dünyanın en pahalı maddelerinden biri olmaya devam ediyor, ancak madenciliği gezegendeki en çevresel ve toplumsal yıkıcı süreçlerden biri olmaya da devam etmektedir.

İspanya Kralı Ferdinand’ın 16. yüzyılda “Altın çıkarın, mümkünse insancıl yollarla, ama her ne pahasına olursa olsun altın çıkarın” sözü bugün de geçerliliğini koruyor.

Dünya’da üretilen altının yaklaşık %8’i elektronik sanayinde veya dişçiliğin de dâhil oldu tıp alanlarında kullanılırken, geri kalan %92’si ise banka kasalarında para olarak veya kuyumcularda takı ve süs eşyası (mücevherat) olarak kullanılıyor.

Altın metalinin, para veya mücevherat alanında bu kadar çok kullanılması diğer metallerdeki (demir, bakır ve alüminyum v.b.) gibi geri dönüşümle üretim yapmanın zorluğuna işaret ediyor.

Bu durumda, altın madenciliği tüm Dünya’da nüfusun artmasına paralele olarak devam edeceğini göstermektedir.

Madenciler olarak bize düşen görev, sürdürülebilir bir çevre ile ülke ekonomisine katkı yapan ve toplumun kabullenebileceği sorumlu madencilik uygulamalarını hayata geçirmektir.

Lakin! Türkiye’de altın madenciliği hem rezerv hem külçe altın üretimi açısından Dünya ile rekabet edecek düzeyde olmadığı gibi yakın gelecekte de olmayacağı yukarıda vermiş olduğum verilerden anlaşılmaktadır.

Bilimle ve sağlıkla kalın…