ALLAH’IM BEDENİNİ DEĞİL BAHTINI AÇIK EYLE

Abone Ol

Babası, ortaokuldan başarıyla mezun olan kızının elini tutmuş, diğer elinde ise rengârenk çiçeklerden oluşan bir buketle eve doğru yürüyordu. Mezuniyet töreninden dönüyorlardı. Genç kızın üzerinde, okul arkadaşlarının da etkisiyle çağın modasına uygun bir kıyafet vardı. Köyde büyüyen büyüklerinin gözünde bu kıyafet oldukça açıktı; hatta bedeninde örtülü kalan yerler, açık kalanlardan daha az gibiydi.
Bayramlarda dedesini ziyarete gittiklerinde babaannesi torununu bu hâliyle görünce derin bir iç çekiyor, kaygıyla oğluna ve gelinine üstü kapalı serzenişlerde bulunuyordu.
"Bugün böyle geziyor, yarın iyice açılır bu çocuk..." derdi.
Bazen de iyi niyetle nasihat ettiğini sanarak torununa, "Şuran açık, buran açık... Allah yarın seni yakar." diye korkutucu sözler söylerdi. Fakat farkında olmadan onun gönlünde sevgi yerine korku büyütüyordu. Küçük kız, yalnız kaldığında bu sözleri düşünüyor, içine tarif edemediği bir endişe çöküyordu. Bazen de bu korkuyu annesine anlatıyordu. Hatta bu mesele yüzünden gelin ile kayınvalide arasında zaman zaman kırgınlıklar yaşanmıştı.
Oğlu ise annesine defalarca,
"Anne, çocuğu korkutarak değil, sevdirerek anlatmak gerekir. Böyle yaparsan dinden daha çok uzaklaşır." dese de yaşlı kadın kendi bildiğini okumaya devam ediyordu.
Mahallelerine yaklaştıklarında, müstakil evinin önünde eşiyle oturan emekli imamı gördüler. Ak saçları, nur yüzü ve vakur duruşuyla mahallede herkesin saygı duyduğu bir büyüktü. Babası gençlik yıllarında onun arkasında nice cuma namazı kılmış, sevgi ve merhameti merkeze alan sohbetlerini hep hayranlıkla dinlemişti.
Selam verip yanına yaklaştı.
— Hocam, bugün kızım ortaokuldan mezun oldu. Törenden geliyoruz.
Yaşlı imam tebessüm etti. Genç kıza sevgiyle baktı, ardından ellerini semaya açarak dua etti:
"Allah'ım, bu yavrumuzun bedenini değil, bahtını açık eyle."
Bir cümleydi sadece...
Fakat o cümle hem babanın hem kızın yüreğinde farklı kapılar aralamıştı.
Baba, istemese de hafifçe mahcup oldu. İçinden bütün samimiyetiyle "Âmin." dedi. Çünkü köyde, dindar bir aile içinde yetişmişti. Bir yanda annesinin sürekli yaptığı uyarılar, diğer yanda eşinin çocukların psikolojisini korumaya çalışan yaklaşımı arasında yıllardır sıkışıp kalıyordu.
Ne zaman çocuklarına bir şey söylemeye kalksa eşi,
"Arkadaş çevresi böyle. Üzerine gitme. Psikolojisi bozulur. Zamanı gelince kendisi doğruyu bulur." derdi.
O da içinden,
"Biz psikolojiyi lisede ders olarak okurduk. Şimdi daha okumadan herkes psikoloji uzmanı oldu." diye söylenir, sonra sessiz kalırdı.
Genç kız ise hayatında ilk defa böyle bir dua işitmişti.
Babaannesinin sözleri hep tehdit içerirdi.
Ama bu yaşlı adam ne korkutmuştu ne de yargılamıştı.
Sadece...
"Bahtın açık olsun." demişti.
Bu cümlenin sıcaklığı yüreğine dokunmuştu.
Kendi kendine düşündü.
"Âmin desem... Acaba bu dua kabul olur mu? Peki ya bu dua kapanmam anlamına mı geliyor? Arkadaşlarım ne der? Onların arasına nasıl çıkarım?"
Sorular birbirini kovalıyordu.
Fakat garip olan şuydu ki, o dua zihninden bir türlü silinmiyordu.
Eve varır varmaz odasına çekildi.
İnternetten dua hakkında araştırmalar yapmaya başladı. Karşısına yüzlerce yazı çıktı. Çoğu ağır bir dille yazılmıştı. Okudukça kafası daha da karışıyordu.
Sonunda kendi kendine,
"Ben en iyisi kitap okuyayım." dedi.
Ertesi gün okul dönüşünde cadde üzerindeki Diyanet Kitabevi'ne uğradı.
Görevliye,
— Dua hakkında sade dille yazılmış bir kitap arıyorum, dedi.
Tam o sırada rafları inceleyen genç bir imam konuşmaya dâhil oldu.
— Ben şu mahalledeki caminin imamıyım. Bu kitabı tavsiye ederim.
Kitabı uzattı.
Sonra çantasından yeni aldığı ikinci bir nüshayı çıkarıp gülümseyerek ekledi:
— Bunu da sana hediye etmek isterim.
Genç kız şaşkınlıkla teşekkür etti.
İmamları hep mesafeli insanlar olarak hayal etmişti.
Oysa biri sadece güzel bir dua etmiş, diğeri ise hiç tanımadığı hâlde ona kitap hediye etmişti.
Kalbindeki önyargılar sessizce çözülmeye başlamıştı.
Yaz tatili boyunca kitabı defalarca okudu.
Sonra başka kitaplar...
Daha başka kitaplar...
Artık kitabevinin müdavimlerinden biri olmuştu.
Okudukça Allah'ın rahmeti, affı, merhameti, bereketi ve cenneti üzerine yazılan satırlar gönlünde yeni bir dünya kuruyordu.
Babaannesinden duyduğu din dili korkuydu.
Kitaplarda karşılaştığı din dili ise sevgiydi.
Korku onu hep uzaklaştırmıştı.
Sevgi ise yavaş yavaş Rabbine yaklaştırıyordu.
Yıllar su gibi akıp geçti.
Başarılı bir lisenin ardından iyi bir üniversite kazandı.
Orayı da dereceyle bitirdi.
Hayatında pek çok başarı elde etmişti.
Her yeni başarısında ise yıllar önce duyduğu o dua zihninde yeniden yankılanıyordu.
"Allah'ım, bu yavrumuzun bedenini değil, bahtını açık eyle..."
Üniversite mezuniyet tarihi yaklaşırken içinde bambaşka bir düşünce filizlenmeye başladı.
"Mezuniyetten sonra örtünsem mi?"
Bu düşünceyi kimseyle paylaşmadı.
Çünkü biliyordu ki böyle bir karar verirse geri dönüşü olmayacaktı.
Diploma töreninden bir gece önce bir rüya gördü.
Nur yüzlü yaşlı bir Amca karşısındaydı.
Gülümseyerek şöyle diyordu:
"Kızım... An bu andır. İyilikte gecikme. Belki yarın geç olabilir."
Birden uyandı.
Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.
Rüyanın etkisi geçmiyordu.
Sabah olur olmaz salona koştu.
Babasına sımsıkı sarıldı.
— Babacığım... Ben tesettüre girmek istiyorum. Hem de bugün.
Babası önce şaşırdı.
Sonra kızının gözlerindeki kararlılığı görünce yumuşak bir sesle,
— Sebebini anlatmak ister misin? Ama bil ki tercih senindir, dedi.
Genç kız rüyasını anlattı.
Sonra ekledi:
— Aslında bu karar dün verilmedi. O yaşlı amcanın duasından beri içimde bir yolculuk başladı. Kitaplar, okuduklarım, hissettiklerim... Bugün ise o yolculuk beni buraya getirdi.
Annesi konuşmaları duyunca yanlarına geldi.
— İstersen mezuniyet geçsin. Sonra düşünürsün. Arkadaşlarının arasında zor durumda kalırsın.
Genç kız başını iki yana salladı.
— Hayır anne. Ben kararımı verdim. İnsan doğru olduğuna inandığı şeyi başkalarının ne diyeceğine göre ertelememeli.
Aynı gün babasıyla alışverişe çıktılar.
Yeni kıyafetlerini aldı.
Akşamüzeri mezuniyet törenine bambaşka bir hâlde gitti.
Arkadaşları onu görünce şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Kimi eleştirdi.
Kimi sessiz kaldı.
Kimi ise,
"Bu onun tercihi." demekle yetindi.
İsmi okununca alkışlar arasında kürsüye çıktı.
Kalabalığın arasından onu izleyen babası gözyaşlarını tutamıyordu.
Yanaklarından süzülen yaşlar, yıllar önce duyduğu o duanın sessizce kabul oluşuna şahitlik eder gibiydi.
Belki de bazen bir insanın kaderini değiştiren şey uzun nasihatler değil; yüreğe sevgiyle dokunan tek cümlelik samimi bir duaydı.
Özeti: Birçok mütedeyyin insan evlatlarına, torunlarına söz geçiremez. Özellikle düğünlerde, törenlerde içi sızlar. Yıllarca kürsüde konuştukları ile aile efradında bile gördükleri çelişince, Allah’a ve çevreye karşı mahcubiyet duyar da dua etmekten başka çare bulamaz. Dualar kabul ola.